Savaşın gölgesinde filizlenen aşkın hikayesi

Paylaş
 

Ömrüm Uzaklarda Azalmasın Anne romanı üzerine…

 

Cinayet, entrika, büyü ve savaş gölgesinde filizlenen aşk. Vatanlarından ayrılmak zorunda bırakılan insanların büyük göçü ve dramları.
Henüz at izine, it izinin karışmadığı, çakalların ulumaya başlamadığı zamanlardı.

Bilinçleri yönlendirilmiş, ruhları iltihaplanmış, kıta Avrupa’sının şımarık çocuklarının gruplar halinde perişan yüreğinden kopup gelen büyük bir nefretle namusumuza ayak basmadığı vakitlerde Osmanlı Devlet idaresinin engin hoş görüsüyle dilini konuşan, dinini yaşayan, dini ritüellerini, ticaretini serbestçe yapıp Türk köylerindeki komşularıyla huzur içinde yaşayan Aladağ’ların eteğini bir gerdan gibi sarıp, her sabah Sarıca Ovası’ndan esen dost rüzgarların tatlı esintisiyle güne başlayan Elbizlik adlı Rum köyünün sakinlerine ve çevre köylerdeki hastalara şifa dağıtan, engerek yılanlarına hükmeden, tabiat ananın bereketli sinesinden topladığı şifalı otların dilinden anlayan Zülüce Kadın; mezardaki ölüleri bile yeryüzüne çıkaran, önüne geleni sürükleyen yağmurun ardından yıllar önce kendisinden koparılıp alınan kocasının, Nalbant Ali’nin izini sürer, ama bulamaz… Salim-Nizam

Yara otları, köknar tohumları, şeytan kelekleri, şerbetçiotları, gelgel dikenleri, sarısabırlar, rüzgargülleri, kedinanesi, yılan kamçılarıyla harmanladığı, yırtıcı kuşların tüyleri, sürüngen kemikleri ve yılan gömlekleriyle hem büyüyü çözüyor, hem de kendisinin hazırladığı iksirlerle, şuruplarla şifa dağıtıyordu. Bu gayretleri, şeytani bir ruha sahip Sansar Sakis’in eşi Bayan İrene’yi hayata döndürmeye yetmez. Yaptığı tedavinin diyetini üç parmağının kesilerek kaybıyla öder.

Ezbirlik Köyü’nün tek marangozu olan Bay Yorgi’nin güzel kızı Manoli’ye; Sansar Sakis’in kendisi kadar ahlaksız oğlu Bedros, değirmenci Kızıl Safer ve Deli Lali’nin çılgınca sevdiği Greg aşıktır. Kalbi önceleri Bedros için atan Manoli’nin gözleri paskalya öncesi kilisede yapılan ayine katılmasını rica ettiği, onun için dilek dilediği Kızıl Safer’i arar, bulur. Sözsüz konuşurlar uzun süre. Ayin sonrası kendisine Bedros tarafından tuzak kurulan Kızıl Safer Zülüce tarafından bulunur, bacağının birini kaybederek hayata tutunmayı başarır.

Sansar Sakis güzeller güzeli kızı Helena’yı, İzmir’li Levanten Şimon’un oğlu ile evlendirmeyi, yapacağı ticaretle katmerli para kazanmayı umuyordu. Yaptığı tüm planlar düğün öncesi gidilen geleneksel gelin hamamında damadın annesi Bayan Sonya’nın, çıplak olarak tüm bedenini gördüğü gelin Helena’nın göbeğinin biraz altında, ceviz büyüklüğündeki kara büyünün alameti olan karalığı fark etmesiyle akamete uğrar. Büyüyü bozmak için can düşmanı olarak gördüğü, karısını hayata döndüremediği için üç parmağını keserek cezalandırdığı Zülüce’nin kapısına can havliyle dayanır, aman diler, yardım ister Sansar Sakis.

Zülüce yine dağlara, bayırlara vurur kendini. Kirpiotudur bu sefer aradığı. Mevsimi değildir, arar bulamaz. Bir yavru kirpinin yolunu gözler saatlerce. Nihayet aradığını bulur, sazlıklardan da nadir bulunan angut yumurtalarından dört tanesini alır. Hain Bedros kız kardeşi için dağların şahikasında kartal yumurtası bulmanın peşine düşmüştür. Ayrıca karabüyü; üzerine toplu iğne batırılmak suretiyle yapılmış, sabun eridikçe büyü yapılan kişinin eriyip, solması içinde kör bir kuyuya atılmıştır. 17 kuyunun suyu boşaltılır, nihayet harabe yel değirmeninin önündeki kuyudan üzerinde toplu iğneler bulunan yarı erimiş zeytinyağı sabununa, başına çivi saplanmış Nalbant Ali’nin iskeletine rastlanır. Aynı zamanlarda Helena büyük acılar içerisinde, mavi gözlerini bir daha açmamacasına hayata veda eder. Zülüce Kadın ikinci kez Sansar Sakis’in hışmına uğrayıp,sağ elinin dört parmağını Sansar’ın baltasından kurtaramaz.

Deli Lali’nin Bedros tarafından dilinin kesilip, kalbine bıçak sokulmasının akabinde Yunanlı’ların Anadolu’yu işgali Gönen’e kadar uzanır. Rum köyü Elbizlik ahalisi bu durumdan rahatsızdır, gençlerin ekserisi Türk ordusuna katılmakta tereddüt etmez. Çok yakın arkadaş olan Bedros ve Greg’in yolları ayrılır. Şikayeti üzerine tutuklanan Bedros, Nalbant Ali’nin, Deli Lali’nin katline neden olduğu için tutuklanır. Hapsedildiği mahpushanede intikam için ant içer.

Yıllarca bağlarında, şarap fabrikalarında çalışan işçilerinin parasını zamanında ödemeyen Sansar Sakis, köylülerin isyan çıkardığı, malikâneyi ateşe verdikleri sırada Zülüce’nin engerekleri tarafından acımasızca öldürülür. İstanbul’da yaşayan, ticaretle uğraşan Bay Midas babasının hunharca öldürülüşünden sonra köye gelip, malikaneyi yeniden yaptırır, şarap bağlarını ve fabrikaları ihya eder. Babası ve kardeşi Bedros’un aksine adil ve merhametlidir.

Hapisten kaçan Bedros intikam ateşiyle tutuşarak, takma bacağını sürüye sürüye, gizlice köye döner. En sonunda birbirlerini sevdiklerini, evlenmek istediklerini aile büyüklerine açıklayan Manoli ile Greg’in düğünü, kilisede kıyılan nikahla gerçekleşir. Genç çiftlere düğün armağanı olarak Bay Midas yeni yaptırdığı görkemli malikhâneyi bir haftalığına tahsis eder. Aradığı fırsat ayağına gelen Bedros için intikamın fitili ateşlenmiştir. Parayla tutulan yardımcıların ve eski hizmetçilerinin yardımıyla zifaf odasında, kısa süreliğine yalnız kalmış gelin Manoli ile karşı karşıya gelir. Şans eseri Manoli’nin kurşunlarından kurtulan Bedros sır bir şekilde kayıplara karışır.

Köyün yakınlarındaki eski bir su kuyusuna sakladıkları, huysuz bir at gibi depreştiği için bağladıkları Bedros’un nefret dolu bedeniyle kırkayak ve çıyanlar bayram ziyafeti çekmişlerdi. Sala bağladıkları leşini gizlice akıntılı dereye bırakırlar , oradan da denize ulaşmasını hedeflemişlerdi. Kaderin cilvesi sonu kötü biten Bedros’u tekrar bıraktıkları yere getirmiş, ibreti alem için köylülerin görmesini sağlamıştı.

Nihayet Kurtuluş Savaşı, Türk Halkının üstün vatan savunmasıyla büyük bir zafer kazanılarak bitirilmişti. İsmet İnönü ve arkadaşlarının aylarca hukuk mücadelesini yürüttükleri Lozan’da Atatürk’ün hediyesi altın kalemle Lozan Anlaşması başarıyla imzalanmıştı. Anlaşma gereği mübadele yapılacaktı. Paskalya Bayramı öncesi ulaştı mübadele haberi Elbizlik sakinlerine. Pirinç tarlaları, üzüm bağları, kestane ormanı sessizliğe büründü. Güneş bile sakladı yüzünü, Sarıca Ovası’ndan tatlı tatlı esen rüzgarın nefesi söndü. Manoli yatalak annesini, göz yaşları içerisinde dayısına emanet etti, çocuk yaşında yitirdiği kardeşi Salamis’in mezarını çok sevdiği çiçeklerle bezedi. Elindeki toprak testiye vatanının toprağından doldurdu, bahçe çiçeklerinin tohumlarını aceleyle bir torbaya tıkıştırdı. Yaylı arabalar arkalarında toz, duman ve hüzün bulutları bırakarak Bandırma Limanı’na ulaştı.

Buharlı gemi tüm yolcuların ortak acısının nişanesi olan kara dumanlarını savura savura Yunanistan’a doğru yol almaya başladı. Gözler nemli, diller suskundu ama düşünceler hep aynıydı. Sevdiklerinden, topraklarından, vatanlarından, ölülerinden uzakta geçirecekleri ömürlerinde bir tarafları hep eksik kalacaktı. Manoli kalabalıklar arasında babasını gördü, buruk bir tebessümle kocasına sarılıp, uzaklara çok uzaklara ömrünün azalacağı uzakların ufuklarına doğru boş nazarlarla baktı. Baktı…

Baştan sona sürükleyici, merak sosuyla taçlandırılmış, akıcı ve samimi bir dille, yazar dostum sevgili Salim Nizam tarafından kaleme alınmış bu romanı bitmesini istemeden bir nefeste okuyacaksınız. Tüm kitap sever dostlara tavsiye ederim. Böylesine güzel eserlere imza atan Salim Nizam’a teşekkürler.
Fatma Türkdoğan

 

BU KİTABA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYIN…

ömrüm uzaklarda azalmasın-1

  • Site Yorum

Bir yorum bırak