h Prof. Dr. Rehat Faikoğlu - STANPOLİS NE DEMEK? | Heykadın
 

Prof. Dr. Rehat Faikoğlu – STANPOLİS NE DEMEK?

Paylaş
 

 

Neresi diye soruyorsunuz? Acaba güzel bir yer mi? diye merak ediyorsunuz.

Nasıl ve kaç saatte gidilir, neyle gidilir, kafanızda şu anda oluşan sorulardan bazıları değil mi? Ekvatorun neresinde? Güney mi yoksa kuzey yarım kürede mi? diye soranlar da var. Biliyorum.

Oradaki havalar nasıl, insanlar güzel mi, ne yerler, ne içerler, geçimlerini neyle temin ederler, hatta milli gelirlerini dahi merak edersiniz? Çünkü bizimle kıyaslayacaksınız. Biz kıyaslayarak tatmin oluruz.

Hasan’ın kazandığı Hüseyin’e göre nasıldır? Ahmet’in çocukları Mehmet’in kilerden daha zeki imiş, Rüveyda Hanım dolodan giyiniyormuş, Simin Hanım’ın kocası çapkınmış, Hüsmen’in arabası Porche imiş gibi boş olgularla uğraşan kalabalık bir toplumuz.

Çocuklardan bahsederken bizlerin ve tanıdıkların, hele hele yakınlarımızın çocuklarından, çalışkan ve çok zeki olduklarından, okullarında en azından sınıflarında birinci olduklarından söz ederiz.

Peki, sizde merak eder misiniz? Okullarda tembel ve zeka özürlü çocuklar kimin? Yoksa Bursa’da bir aile dostumun olduğu gibi sizin de tanıdıklarınızın çocuklarının okullarında karne günü okul bilgisayarları hep arızalanıyor mu? Her yıl çocuklar takdiri bir puanla mı kaçırıyor. Putin’in Ukrayna ile ilgili düşünceleri, ABD’nin Dışişleri Bakanı Kery’nin – IŞID’le mücadelemiz daha bir yıl sürer demesi komşu ülke olarak bizi niye ilgilendirsin? Nasıl olsa büyüklerimiz bizim için düşünüp gereğini yapıyorlardır.

Dorlu kral Visas M.Ö 667 yılında Delfi’deki Kahine halkı ile nereye yerleşmesini sorunca Kahin-Doğuya git körler ülkesinin karşısına ülkeni kur- deyince Atina yakınlarındaki Megara’dan kalkmış ve Saray Burnuna gelince, karşıda İstanbul’dan daha evvel kurulmuş Kadıköy’ü görmüş. Saray Burnu o kadar güzelmiş ki Kadıköylüler kör olmalılar ki burayı görmemişler demiş ve sarayını oraya kurmuş. Kadıköy’de böylece körler ülkesi olmuş.

Osmanlı İmparatorluğu, 1004 yıl “Byzantion”, (Kral Visas’a atfen) 1116 yıl da “Konstantinopolis” olarak adlandırılan şehri fethettikten sonra isminin ne olacağı konusunda tartışmaya girmemiş. Osmanlı döneminde “Konstantiniyye”, “Stanpolis”, “Dersaadet”, “Asitane”, “Darülhilafe” ve “Makarrı Saltanat” olarak da adlandırılan şehrin adı Cumhuriyet’in ilanından sonra “İstanbul” olarak kabul edilmiş. Cumhuriyetten sonra resmi olarak kullanılmaya başlanan İstanbul isminin, Rumca’dan geldiği, eskiden beri kullanıldığı İstanbul’un kelime olarak kökeninin “şehre” demek olan “stan” ve “şehir” anlamında “polisten geldiği bilinmektedir.-İs tin poli-Cumhuriyetten sonra –İSTANBUL- olmuştur.

Hep merak ederim Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedince İstanbul’un nüfusu 50 bin imiş. O nüfus ne olmuş? Megaradan gelen yerli halkı biz 1954’te yine geri Megaraya (!) ( bir kısmını ki bizim tarihimiz için bu 6-7 Eylül olayları biraz hoş olmayan bir olgudur) göndermeye çalışmışız. Çalışmışız da ne olmuş. Güzel İstanbul’umuzun tarihi dokusunu bozmuşuz. Galiba biz hep bozmuşuz.

İstanbul boğazının muhteşem güzelliğini artık görememek bize yapılan yapılabilen en büyük haksızlık diyorum. Biliyor musunuz? Aşk ve aşklar dolu güzellikler abidesi İstanbul boğazının mitolojik oluşumu da bir aşk hikayesi iledir.

İstanbul Boğazı’nın, dünyanın tanıdığı adıyla ‘Bosphorus’un çok ilginç, mitolojik bir hikâyesi vardır: Tanrıların kralı, güçlülerin güçlüsü Zeus, yine çapkınlık peşindedir. Bu kez sevgilisi, güzel Eli’dir. Bir gün Zeus’la Eli, göklerde gönül eğlendirirken Zeus’un kıskanç karış  Hera bir şeyler olduğundan şüphelenir. Hera,  Zeus’un bulunduğu yere doğru gelirken Zeus, Hera’nın Eli’yi görmesini engellemek için etrafı bulutlarla kaplar. Fakat Hera şüphesinde ısrarlıdır; bulutlara üfler ve dağıtmaya başlar. Bunun üzerine, başka çaresi kalmayan Zeus, karısını aldatabilmek için sevgilisi Eli’yi bir öküze dönüştürür.

Hera, bir kadın değil bir öküz görmesine rağmen yine de inanmaz; çünkü Zeus’un bir şeyler çevirdiğinden emindir. Bunun üzerine Hera, öküz durumundaki Eli’nin üzerine belalı sinekler ve böcekler salar. Eli, yani öküz o kadar rahatsız olur ki, canhıraş Ege’den Karadeniz’e doğru koşmaya başlar; gerisinde ise bir boğaz ve –öküz geçidi / Bosphorus- anlamına gelen adını bırakır. Mitolojik olarak dahi bu kadar güzel öyküsü olan İstanbulumuzu ne kadar çirkinleştirmişiz.

Sinoplu Diojen Atina sokaklarında gündüzün elinde bir fenerle gezen ve elindeki feneri soranlara “Dürüst bir adam aradığını” söyleyen filozoftur. Acaba bu gün Diogen İstanbul sokaklarında gündüz Projektörle dolaşsa, İstanbul’u, İstanbul Halkını, doğayı düşünen iyileştirmek isteyen bir yetkili bulabilir mi?

Takdir sizin sevgili okuyucular.

 

Kalın sağlıcakla…

Prof. Dr. Rehat Faikoğlu / www.heykadin.com.tr

Close
HEYKADIN SOSYAL MEDYADA
Aşağıdaki sosyal medya ağlarından Heykadın'ı takip edebilirsiniz.
Social PopUP by SumoMe