Prof. Dr. Rehat Faikoğlu – MUTLU EVLİLİK VAR MI?

Paylaş
 

MUTLU EVLİLİK VAR MI?

 

Sevgili cins-i latifler, sevgili okurlar, siz mutluluk nedir bilir misiniz? Uğrunda efor sarf ederek, bin bir özveride bulunarak yakalamaya çalıştığımız bu göreceli kuram nedir?

Sizin düşündüğünüz gibi kaynanasız gelin ve kaynanasız damat olmak değildir mutluluk. Size göre olabilir ama unutmayın kaynanalara göre de gidinsiz( gelinin karşıtı- gideni) bir hayattır. Sözlük anlamı ise:

Mutluluk:

Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşmaktan duyulan kıvanç durumudur. Var mıdır gerçekten böyle bir durum tartışılır kanımca… Her ne kadar Şaziye Hanım kaynanamı görünce adrenalinim pik yapıyor dese de Vücutta melatonin, serotonin ve endorfin hormonlarının salgılamasının mutluluk üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. Bu yüzden kış aylarında daha az salgılanan hormonlar nedeniyle mutluluk oranı sıcak aylara göre daha düşüktür. Bahar ve yaz aylarında daha çok mutlu olmanın sebebi havaların sıcak olması ve daha çok vücuttan melatonin salgılanmasıdır.

Ayrıca güneşlenip bronzlaşmada melatonin hormonun artışına sebep olduğu için siz cins-i latifler yaz aylarında bronzlaşmak istersiniz. Mutlu olmak, ama bir de melatonin aşk hormonudur da onun için yaz aylarında bronzlaşmak isteriz. İklim değişiklikleri mutluluğu etkileyen faktörlerdendir.

Mutluluk bu ise mutlu evlilik var mıdır? Yoktur, ancak mutlu olmasını bilen çiftler vardır. Unutulmamalıdır ki bu da göreceli ve kısa sürer. Her şeyden önce şunu kabul etmek lazım… İnsanlar yanlış insanlarla evleniyorlar. Çünkü evliliğin gerçekte ne olup olmadığı konusunda, kendilerinin ve müstakbel eşlerinin gerçek bir evlilikte nasıl roller benimseyecekleri konusunda bir fikirleri yoktur.

Evvel emirde insanlar neden evlenir? Neden Flört ederler? Neden beraber yaşarlar ve ayrılırlar bilir misiniz? Çünkü:

Tarih öncesinde mitolojiye göre insanlar şimdiki gibi değillermiş. İki başlı, dört bacaklı, dört kollu ve her türlü işlerini cinsellik dâhil kendileri yaparlarmış. Bu yaratıkların birinin başı doğuya bakarsa diğerinin ki batıya bakarmış. Bu yaratıkların birisi erkek birisi dişi bitişik yaşarlarmış. Tanrılara hiç ihtiyaçları olmadığı için bu duruma bozulan tanrılar bu yaratıkları birbirlerinden ayırmışlar. O gün, bu gündür bu yaratıklar hep eşlerini arayıp durmuşlar. Ama bir türlü bulamamışlar.

Aşkın, ilk sevginin başlangıç döneminde birbirlerinin yapışık ikizlerini bulduklarını zanneden bu yaratıklar, bugünün insanı bir süre sonra aradıkları ikizlerinin olmadığını anlayınca ayrılıklar gözyaşları ile dolu günler gelmiş. Bazıları beraberlikte, bazıları sözde, bazıları nişanda ikizlerini bulamadıklarını anlayınca ayrılıklar ve tekrar arayışlar başlamış. Bazıları da bu işi evliliğe kadar götürmüşler. Ama sonuç yine hüsran, yine gözyaşı… Biz aramaya devam edelim…

Evlilikte ikincisi, çoğu yalnız başlarına bir süre yaşamadıkları için, ailelerinin empoze ettiği değerler bütünüyle, kendi değerler sistemlerini oluşturmadan evleniyorlar. Yani henüz birey olmadan, bireylik hak ve kimliklerinin sınırlarını keşfetmeden, “aslında” kim olduklarını öğrenmeden, neyin onlar için vazgeçilmez, neyin uzlaşılabilir olduğunu bilmeden.

Üçüncüsü, karşı cinsi yeterince tanımadan evleniyorlar. Bahsettiğim tanımak karşı cinste hangi özellikleri istediğini bilmek değil, hangi özellikleri istemediğini bilmek. Yani en azından bir kaç ciddi ilişki sonrası, partnerlerini neden “artık” beğenmediklerini, neden “o insan” olmadıklarını fark etmek, ve sonraki ilişkilerde bu dersleri unutmamak.

Dördüncüsü, insanlarla değil, imajlarla evleniyorlar. Gece uyandıklarında, uyurken bir bebeğe benzeyen ve bu yüzden yanağını okşayıp üstünü örtmek isteyecekleri biriyle değil, ulaşılmaz bir ciddiyetle “cool” ve mesafeli duranlarla. Sevdikleri değil, toplumun saydığı insanlarla. Konuşacakları değil, sevişecekleri insanla. Daha da ilginci, son yıllarda, fiziği güzel olanla değil, imajı parlak olanla. Nedensiz, nasılsız, sadece kim, ne zaman ve nerede sorularıyla evlenirler.

Katılır mısınız ama bilmem bir arkadaşım evlilikte mutluluğu yakaladığını iddia ediyor. Nasıl mı?

Karım ve ben bir evliliği sonsuz yapmanın sırlarını keşfettik diyor. Haftada iki kere, güzel bir restorana gideriz, biraz şarap, biraz güzel yiyecek…
Salı günleri o gider, Cumaları ben… Ayrı yataklarda yatarız…
Onunki İzmir’de, benimki İstanbul’da… Karımı her yere götürürüm…
Ama her seferinde dönüş yolunu bulur… Yıldönümümüz için karıma nereye gitmek istediğini sordum… O da “Uzun zamandır gitmediğim bir yer olsun” dedi… Mutfağı önerdim… Her zaman elele tutuşuruz…
Eğer elini bırakırsam, hemen alışverişe başlar… Elektrikli blender’i, elektrikli tost makinesi, elektrikli ekmek kızartıcısı var… Bana diyor ki “çok fazla ıvır zıvır var ve oturacak tek bir yer yok” Ben de ona elektrikli sandalye aldım…

Şunu her zaman hatırlayın… Evlilik boşanmanın birinci nedeni… İstatiksel olarak, boşanmaların yüzde 100’ü evlilikle başlıyor… Karıma 18 aydır tek bir söz söylemedim. Onun sözünü hiç bir zaman kesmedim. Son kavgamız benim suçumdu.
Karım bana “televizyonda ne var” diye sordu… Ben de “toz” dedim…”

 

Kalın sağlıcakla…

Prof. Dr. Rehat Faikoğlu / www.heykadin.com.tr

  • Site Yorum

Bir adet yorum var.

  1. Kamuran dedi ki:

    Cok haklisin sevgili arkadasim.ben sana yillar oncesi soyledim evlilik sadece kendilerine güvenmeyen kişilerin gelecek garantisidir diye.

Bir yorum bırak