h Prof. Dr. Rehat Faikoğlu - MİSAFİR ODASI NEDEN YAPILIR? | Heykadın
 

Prof. Dr. Rehat Faikoğlu – MİSAFİR ODASI NEDEN YAPILIR?

Paylaş
 

 

Geçen haftaki yazımı okuyan çok sevdiğim bir arkadaşım; Hocam haklısınız bunca yıldır yurt dışında yaşadım Amerika dâhil hiç kimsenin evinde misafir odası görmedim dedi.

Çok doğru yabancılar evlerinin iki veya üç kişiye (çocuklar) ait olduğunu bilir ve öğle yaşarlar. Orası onlar için bir mabettir. Kimse ile paylaşılmayacağını bilirler. İnsanların hayatlarında belirli secretlerinin olması gerekir.

Eşlerinin dahi bilmediği asla ifşa edilmeyecek çok gizli sırları, küçücük de olsa gizli bir banka hesapları ve hiç kimse ile paylaşmayacakları. Evleri, mabetleri olmalı.

Sosyal, kültürel ve ekonomik doygunluğa erişmemiş çiftlerin anlaşmazlık durumlarında ortaya çıkan tabloların çirkinliği hiç insanlık ile bağdaşıyor mu?

Düğün gecesi dahi ortaya çıkan anlaşmazlıklar sonrası, ertesi sabah muayeneme gelen ailelerin düğünde takılan takıların geri istenme biçimlerini hatırladığımda örf ve adetlerin milletimiz için kötü alışkanlıklar olduğunu şiddetle, üzerine basa basa söyleyebilirim.

Misafirperverliği ile övünen bir millet olarak tanınmak ve tanıtılmak bizim hoşumuza gidiyor. Bunun yaşam biçimimiz olduğu kabulleniliyor. Düşünsenize evinde bir keçisi olan ve çocuklarını onun sütü ile besleyen bir ailenin gelen hem de yatıya kalan misafiri için o keçiyi kesmesi nasıl gurur vesilesi olsun?

Sonraki günler çocuklarının aç kalması pahasına da olsa yapılan bu eylem misafirperverlik mi yoksa işgüzarlık mı? Yorumu size bırakıyorum.

Siz hiç bayram geliyor, misafir gelecek, dünürcüler gelecek diye temizlik yapan bir millet biliyor musunuz? Biz başkaları için mi yaşıyoruz. Evlerimizin her zaman tertemiz hijyenik şartlarla donanmış mutlu yuvalarımız olması gerekmez mi?

Sadece bu sebeplerle mi temizlik yapılır. Hatırlıyorum bayram akşamları derimi yüzercesine babaannemin beni köşeli zeytinyağı sabunu ile yıkadığını, sıcak suyun sıcaklığının her zamankinden daha sıcak olması nedeni ile canım yanınca, babaannemin sabunun köşesi ile kafama vurduğunu canımın acısını hala hissederim. Bayram sabahı her tarafın bembeyaz kireç olduğu ve koktuğunu, her tarafın mis gibi çamaşır suyu koktuğunu, babaannemin her bayramda çamaşır suyundan el parmaklarının yara olduğunu düşününce bu gün burkuluyorum. O ne telaş, o ne uğraşı idi öyle.

En yeni elbiseler çıkarılır, en güzel örtüler serilir, yastıklar, kırlentler serilir tüm ev halkı ayakta misafirleri beklerdi. Babaannem asla yeni şiltelere ve örtülere bizi kardeşimle oturtmazdı. Oralara ancak misafirler oturabilirdi. Sanki oralara oturmak misafirlerin anayasal hakları idi…

Bayram bitince o güzelim örtüler şilteler toplanır naftalinlenir bir dahaki seramoniye kadar yüklüğe veya sandıklara kaldırılırdı.

Hatırlıyorum, babaannemin sandığını açtığında bize misafir örtülerini, misafir kaşıklarını cam bardaklarını gösterince içimden hep misafir olmak gelirdi. Onlara dokundurtmazdık bile.

İğne oyası danteller sakız gibi çarşaflar, üzüm salkımı biçiminde kül tablalaları galiba şimdi kız kardeşimde. İlk gidişimde hemen isteyeceğim. Ama verir mi bilmem. Birazıcık bencildir de… Çok hoşuma giderdi. Küçükken dahi gözlem yapmak… Gözlemden ziyade, etrafa meraklı gözlerle bakmak…

Bayram sabahları namaz öncesi bütün evlerin bacaları oluk oluk tüterdi. Zira herkes bayramlık, eşi ile beraber olmuş ve namaz için gusül abdesti alıyordu. Her halde saç kurutma makinesi yoktu. Çünkü herkesin saçları ıslak ıslaktı. Diğer zamanlar camide cemaat oluşmaz, namaz kılınmaz idi. Amma ve lakin bayram sabahı cami almazdı. Cami kapısında köyümüzün sembolü Arap Haşimin herkesin başını okşayıp sesli olarak senede bir gün şarkısını söylediğini bu gün gibi hatırlıyorum.

Bütün evlerde misafir odası, misafir yemek takımı gibi olaylar bizim örf ve adetlerimizden diyebilirsiniz. Bence bu olaylar bir profil nörozudur. Konuya komşuya, gelen yabancılara gösteriş yapmak… Egoyu tatmin etmektir. Bakın bizde de siz de olanlar var diye böbürlenmektir.

Hatırlıyorum: rahmetli babam misafir gelince yemeğe oturulduğunda tabağına bir kaşık yemek alır onu da yemeden sofradan kalkardı. Niye mi misafir yesin diye. Biz Türk’ler, evlerimize ayakkabı ile kimseleri sokmayız. evlerimiz pırıl pırıldır, köşe bucak çamaşır suları ile dezenfekte edilir, halılar, perdeler periyodik olarak yıkanır. Avrupa ve Amerika da böyle bir temizlik anlayışı yoktur. Bu yönüyle, onları pis olmakla, temizliğe önem vermemekle itham edebiliriz belki, ya madalyonun öteki ucu; Yurtdışında yaşadığım süre boyunca, bindiğim hiçbir otobüste, trende kötü bir kokuyla karşılaşmadım. Üstelik bu ulaşım araçları zaman zaman, metrobüslerimiz kadar tıka basa dolabiliyordu. Hiç bir zaman burnumu tıkayarak yolculuk yapmak zorunda kalmadım oralarda, İstanbul’da ki tecrübelerimin aksine. Zira İstanbul’da burun tıkamadan yolculuk yapmak pek mümkün değil.

Bu kadar temiz evlerden, bu kadar leş insan nasıl çıkar diye düşünmemek elde değil. Cevabı bulmak da zor değil esasında; Kişisel bakım. Eğitimlisinden cahiline, zengininden fakirine, bilmiyoruz kişisel bakımı.

 

Kalın sağlıcakla…

Prof. Dr. Rehat Faikoğlu / www.heykadin.com.tr

Close
HEYKADIN SOSYAL MEDYADA
Aşağıdaki sosyal medya ağlarından Heykadın'ı takip edebilirsiniz.
Social PopUP by SumoMe