h Prof. Dr. Rehat Faikoğlu KÖYÜN YAŞANTISI | Heykadın
 

Prof. Dr. Rehat Faikoğlu – KÖYÜN YAŞANTISI

Paylaş
 

 BİR TUHAFTI BENİM DOĞDUĞUM BÜYÜDÜĞÜM KÖYÜN YAŞANTISI

Tuhaftı, tuhaftı ama yaşantı köyde, çok özlüyorum güzeldi. Batı Trakya’nın İskeçe ilinin ortakol nahiyesinde şehre 7 km. uzaklıkta idi. Atomu bulan meşhur Demokritos ile nerede ise ayni köyden idik. Hemşeri idik. Köylerimiz arasında 25 km’lik uzaklık vardı. Değerli Filozof ege denizine sıfır mesafede Bulustra ( Avdira) köyünden idi. Köyüm tamamen ormanlıklar içerisinde idi. Üç tarafı da büyük ormanlarla çevrili idi.

Kara Ali’nin ormanları, Salim dayının ormanları, Resim ağanın Hasan’ın ormanları ve Reşit ağanın Ahmet’in ormanları. Meşe, Kayın, Kızılağaç dişbudak ve karaağaç çeşitleri ile dolu idi. Siz hiç Salim dayının ormanından gelen bir nisan sabahı kara bülbül sesi ile uyandınız mı? Küçük çocuktum ama o güzel bülbül sesini hiç unutamıyorum. Birincisi çok güzel ötüyordu. Sayamadığınız kadar her ötüşte name çıkarıyordu.

Düşünüyorum da galiba o sesi duymak için Haseki’de görev yaptığım yıllar(1985-1988) kanarya sevenler derneğine gidiyordum, üye olmuştum, hatta başkanlığını dahi bir yıl yaptım. İkincisi, çok seviyordum kara bülbülü, ötüşünü ama en çok bana göre özgürlüğüne çok düşkün oluşunu. Kara bülbül özgürlük savaşçısı idi. Özgürlüğün timsali idi. Ama bundan hiç kimse ders almadı. Zira azınlık her zaman olduğu gibi daha çok cunta zamanında inim inim inledi, baskılardan fakat hiç kimseden ses çıkmadı. Sanki herkes kaderine razı oldu. Kadercidir benim memleketim. Özgürlük timsali dedim karabülbüle. Neden mi? O kadar güzel ötmesine rağmen tuzaklarla yakalanıp kafese konduğunda ne yaparsanız yapın asla ötmez, sanki bilinçli ölüm orucuna yatar, ne yer nede içer bilir misiniz? Ölür ama yemez ve içmez. Bunu bilen köydeki büyükler(!) ağabeyler(!)  ne yaparlardı bu güzel kuşun ötmesini, yemesini ve içmesini temin için. Hatırlayınca yazarken dahi içim ürperiyor. Zira yakalanan kara bülbül kafese konmadan önce gözlerine mil çekilerek kör ediliyordu. Çünkü bülbül o zaman çılgınlar gibi ötüyor ötüyordu. Sanki gözleri görürken bizi protesto ediyor, halimize acıyor vah zavallılar diyerek boynunu büküp ötmediği gibi yemiyor ve içmiyordu. Biz zavallıları görmez iken, çılgınlar gibi ötüyor ve yiyor içiyordu. Birde karabülbül İstanbul’un sosyete bülbülleri gibi 9 vitaminli, ballı yemler hiç yemiyordu.

O sadece topraktan taze olması koşulu ile yeni çıkarılmış solucanları yiyordu. Şimdi düşünüyorum da kör kara bülbülün çılgınlar gibi ötüşü insanlara küfür ve intizar mı idi?

Ege denizine sadece 25 km. uzaklıkta idi benim köyüm. İnanır mısınız köyün nüfusunun % 75’i köyümüzde doğar büyür ve ölür ama bir defa olsun denize gitmez. Nerede olduğunu dahi bilmez. Hele hele Demokritos kimdir diye sorsanız? Evvel emirde aba o bi kerem gavur niye tanıyayım ben onu. İkincisi tütün tüccarı ise tütün satımlarında köye gelmiş ise görmüşlüğüm vardır diye cevaplandırırlar.

Köyde herkes her şeyi, her şeyin en iyisini bilir. En iyi tütün mahsülünü o çıkarır, büyük baş, küçükbaş hayvanların en iyisi onlardadır. Başkalarınınkiler skartadır. Köyden şehre alış veriş için gitmek büyük olay olurdu. Sık sık gidenler dedikodu konusu olurdu. ‘’Zera halanın Fayın kızanı Rehat mı? Aba o çok geziya baaaa!!!!!!’’ Nerde ise benim adımı gezenteye çıkarmışlardı.

Anne sulalemin büyükleri Paşa Ahmet’in Recep’in katlinden sonra Türkiye’ye göçmüşler. Sonra köyün entelektüeli(!) Adil ağa olmuştur. Adil ağa ya haftada veya onbeş günde bir Türkiyeen gazete gelir, hem onun damadı yerel gazete AKIN gazetesinin sahibi ve başyazarı idi. Rahmetli Asım Haliloğlu idi. Olsun damadı kayın pederinden daha yaşlı idi ama önemli değildi. Koyunları vardı Adil ağanın. Sütün, kuzunun yoğurdun, peynirin ve tereyağın en iyisini onlar üretirdi. Akşamları Adil ağa Arap Haşim’in kahvesine oturur masasında yalnızdır masasının etrafında köyün sakinleri yarım daire( halka) şeklinde oturur ve Adil ağayı dinler. Adil ağa hem rakısını içer hem de ahkâm keserdi.

Kimsenin haddine değildi Adil ağanın sözünü kesmek veya haşa katkıda bulunmak. Çok iyi hatırlıyorum. Eylül sonu Ekim başı bir zamandı. Halka içinde bende oturuyordum. Arılardan bal toplama mevsimi Koyun sütünden de peynir yapma mevsimi idi. Adil ağa Salim ağanın Hüseyin’e peynir göndermiş, mukabele etmek için Hüseyin de Adil ağaya bir petek bal göndermiş. Benim de olduğum gün Adil ağayı dinlerken içeriye Salimağa’nın Hüseyin’in oğlu girmez mi? Yetmişlik Adil ağa hemen anlattığı konuyu bırakıp; Aba çöcüğüm teba bubana selam söyle, teşekkür ederim, ne balmış o baa!!! Aşam ekmeme bir kaşıcık sürdüm yedim. Yemez olaydım ba çöcüümm.Yengeni mahfettim. Yengene sabacıklar olmadı demez mi!!!!!!!!!!

 

Kalın sağlıcakla…

Prof. Dr. Rehat Faikoğlu / www.heykadin.com.tr

 

Close
HEYKADIN SOSYAL MEDYADA
Aşağıdaki sosyal medya ağlarından Heykadın'ı takip edebilirsiniz.
Social PopUP by SumoMe