h Prof. Dr. Rehat Faikoğlu KARAKÖYDÜ KÖYÜMÜN ADI | Heykadın
 

Prof. Dr. Rehat Faikoğlu – KARAKÖYDÜ KÖYÜMÜN ADI

Paylaş
 

Hakikaten tuhaftı köyümde yaşam. Seksen hanelik bir köydü. Her aile yakından uzaktan birbirleri ile akraba idiler. Herkes Türk soyundan gelme idi. Köyümüzde esmer vatandaşlar yoktu. Yoktu ama ayrıca bir km. uzaklıkta köyümüzün adını taşıyan, köyün güney batısında romanlardan müteşekkil bir mahalle vardı. Nadiren köyün gençleri ayni köyden evlenirlerdi. Zira herkes, her aile kendini birbirlerinden üstün görürlerdi.

Çanakçı mahallesinden Recep dayının Kara Mehmet’ine kim kızını verirdi? Ya da Orta mahallede Abuzittin aganın kızını kim gelin alırdı. Gelin olabileceklerin tarifi, akça pakça, etine ve göğüslerine dolgun, hatırnaz, hamarat, iş bilen ve yaşı yirmiyi geçmemiş olan genç kızlardı.  İskeçe ilinin ( Batı Trakya’da)  ortakol  bölgesinin ( sekiz köyden müteşekkil) en büyük köyü idi. Yukarı, orta ve aşağı mahalle diye üç büyük mahalleden oluşurdu.

Ayrıca çanakçı mahallesi, orman mahallesi ve Kadir Hüseyin’in mahallesi diye üç tanede tali mahallesi mevcuttu. Külhanbeyi, kabadayı geçinirdi bütün köylü. Öyleydi öyle idi de yazmaya elim varmıyor, her kavgada bizim köyün erkekleri dayak yerdi. Her zaman bizim köyden bir kişinin üzerine 5-6 kişi birden giderdi (!) Nasıl dayak yemesinler idi? Bizim köylü her zaman bir, iki, üç kişiyi devirir, ama kalleş dördüncü ve beşinci kişiler arkadan vururlardı (!)

Küçük çocuktum, Koca kafalı Ahmet dayının oğlu berber Hamdi’nin düğünü idi. Komşu köy Doğancılardandı gelin. Doğancılar 6 km. köyümüzün batısında bir Türk köyü idi. Ne güzelde süslemişlerdi, gelin arabası yapmışlardı kağnı arabasını. Makiş teyzelerin öküzleri hem iri hem de çok bakımlı olduğu için onların kağnı arabasını süslemişlerdi. Beyaz öküzle sarı öküzdü arabayı çeken. Arabanın her tarafını kurdelelerle ve havlularla süslemişlerdi. Öküzlerin boynuzlarına dahi kurdele bağlamışlardı. Kimse anlamazdı (!) ama öküzlerin birinin boynuzu beyaz, diğerinin boynuzu kırmızı kurdele ile süslenirdi. (Türk bayrağının renkleri) Arabanın içinde gelinin oturacağı yerde süslü, kırmızı beyaz şilte ile döşenmiş ve boş olarak gelin almaya Doğancılar köyüne gidildi.

Düğünde yörenin en meşhur davulcu ve zurnacıları çalıyorlardı. Alacalar idi adları. Çünkü davulcu kınalı kafalı ve yüzü tamamen çilli idi, o nedenle o ekibe alacalar deniyordu. Ben büyüdüm, lise bitti, Yüksek tahsil için Anavatana geldim yöremizde düğünlerde hala o ekip çalıyordu. Tabii ki hali vakti iyi olanların düğünlerinde… Zira o ekip diğer ekiplere rağmen daha pahalı idi. Çünkü yöre tabiri ile onlar marka idiler.

Hiç unutmuyorum lise yıllarımda idi. Köyde bir düğünde yaz mevsimi müzik ekibi biraz ara vermişti ve onlarda yemek yiyordu. Şef zurnacı (hepsi romandır) Hüseyin aganın yanına gittim ve espri olsun diye – Hüseyin aga baa!!! sen bu zurnayı nota ile mi çalıyorsun?- diye sorunca elinde ucunda biraz kavurma olan çatalı bana doğru uzatarak ‘’yok ba kadaşım, saba beri 2 kaga domatacıknan biraz kavurmacık attım azıma onnan çalıyam demezmi!!. Bizim Hüseyin aga meğerse notayı yenen bir şey zannetmiş (!) Birde hiç unutmam Makiş teyzemin Sali bana, 7-8 yaşlarında idim köyümüzde bir düğünde, yine ayni ekip zurna çalarken onların karşısında limon yalatmıştı. Düşünebiliyor musunuz tabloyu? Ağzı sulanınca zurnacıların düştüğü durumu!!!!!

Evet, Doğancılara gelin almaya gidildi. Yöre düğünlerinde her şey iyi ve güzeldir de gelin alınıp köyden ayrılmak çok zordur. Çünkü alay gelinin köyüne gidince davul ve zurnacılar kız köyünün gençlerinin emrine geçerdi. Alayın köyden ayrılacağı zaman kız köyünün gençleri müsaade ederse müzik ekibi gelin arabası ve ekip köyden ayrılabilirdi. En kritik andır o zaman, çünkü köyün gençlerinin çoğu sarhoştur.

Bir de düşünüyorum acaba köylerinden kızın başka köye gelin gitmesini hazmedemiyorlar mı? idi. Acaba, köylerde olur, her kızın ve delikanlının yavuklusu, yavukluları ile evlenemeyen gençler yavuklularının başka köye gitmesini kıskandıkları için mi ayrılma zamanı kavga çıkarırlardı? Olabilir değil mi? Doğancılardan Boz Hüseyin hiç gereği yok iken aniden bir kavga çıkardı. Kimin kime vurduğu belli değildi. Bizim köyün erkekleri güzel bir dayak yemişlerdi. Hatta gelin arabasını o anda nasıl oldu ise çanakçı mahallesinden şiş gözlü Rasim dayı kadın elbisesi giyip yüzünü örterek gelin arabasını köye kadar gelinle getirmişti. Boz Hüseyin mi? Sonradan bizim köye damat oldu. Gelini nasıl mı? aldı köyden dayak yemeden. Akıllı adam dayak yemesin diye düğün yapmadan Azizoğlunun İkbali kaçırarak evlendi.

Mehmetağa’nın Mustafa’nın Faik’in Misvaklıdan evlenirken düğününde çıkan kavgada da yine bizim köyün erkekleri bir güzel dayak yemişlerdi. Hiç unutmam Roman mahallesinden Yaşar aga; breh yav Misvaklıdan Ali dayının Hüseyin bana iki tane çaktı gözlerim sanki yuvalarından fırladı zannettim. Kendimi yoldan lahana tarlasına zor attım. O kadar hızlı koşuyordum ki lahana tarlasında çarptığım lahanalar önümde futbol topu gibi kayıyordu yav!!!! Demesini hiç unutamıyorum.

 

Kalın sağlıcakla…

Prof. Dr. Rehat Faikoğlu / www.heykadin.com.tr

 

Close
HEYKADIN SOSYAL MEDYADA
Aşağıdaki sosyal medya ağlarından Heykadın'ı takip edebilirsiniz.
Social PopUP by SumoMe