Kıssadan hisse, gözyaşı ve dua…

Paylaş
 

KISSADAN HİSSE, GÖZYAŞI VE DUA…

 

Yazarla tanışmam 25. Ömer Seyfettin Öykü Yarışması vesilesiyle oldu. Türbe ve Derviş adlı öyküsüyle yarışmada derece alan hikâyenin sahibiydi. Öykü dil ve anlatımdaki ustalığıyla beni büyülemişti. Ardından ödül öncesi eserin yazarıyla buluşma ve edebiyat üzerine konuşma fırsatım oldu. Sohbetimiz sırasında konu romana ve özellikle postmodern romanın edebiyatımızda bıraktığı etki üzerine gelmişti.

Bu güzel kalemin yazması gerektiğini söylediğimde bana yazmakta olduğu romanlarından bahsetti. Edebiyata yeni bir hava katmaktan, eski anlatı geleneğini modern üslupla birleştirmekten bahsediyordu. İslami değerlerin kalıplaşmış hurafelerden arındırılmasının önemine değiniyordu. Hele eserin içeriğini özet geçtiğinde şaşırdım. Derken yazarın Sefine adlı eseri bir hafta sonra elimdeydi. Tam bir haftada Sefine’yi -bir yandan da bitmesini istemeyerek- okudum ve tamamladım. Gönen’de yazarla bu roman üzerine kısaca konuşmuştuk. Okumaya başlamadan önce bu önemli tarihi ve dini kimlikleri olan kişiler kadrosununmehmet-muharrem-akca bir roman örgüsü içinde bir araya getirilmesinin yazarı fazlasıyla zorlayabileceğini düşünüyordum.

Eserin Kahin, Bıçkın, Heykeltraş, Halil, Çoban başlıklı beş bölüm ve her birinin de 4-5 alt bölümlere ustaca ayrıldığını gördüm. Anlatıya dayalı bir tür olarak roman kurgusunun çok başarılı olduğunu söylemeliyim. Olay örgüsü bölümler ve alt bölümlerdeki başarılı bağlantılarla ustaca zincirlenmiş. Öncelikle roman kişilerinin ve olayların çok başarılı bir kurguyla işlendiğini söylemek gerekir. Asıl başarı ve yazar Mehmet Muharrem Akça’yı benim için çok daha özel kılan başarı “dil”de saklı: Anlatının ruhuna, olay zamanının bam teline vuracak bir dil kullanımı. Zaten “Türbe ve Derviş” hikâyesinden etkilenme nedenim öncelikle dilindeki ustalıktı. Sefine’de de aynı şey söz konusu. Tabi ki çok başarılı bir kurgu, kişiler kadrosu.. Ama okurken asıl haz dilinde.

Piyasada yayımlanmış birçok hikâye-roman kitapları var. Daha ilk paragrafta dildeki sıradanlık devamını okutmuyor. Yazarın niteliği romanın daha ilk cümlelerinde ortaya çıkıyor. Hiçbir abartı yapmaksızın söylüyorum, Sefine’nin dil ve anlatımı kısaca yazarının üslubu son derece başarılı. Anlatımın ruhuna uygun uzun ve titizlikle işlenmiş cümleler var. Romanın olay zamanıyla kelime kadrosu bire bir uyuşmuş. Her türlü ayrıntıyı hesaplayan uzun tasvir cümleleriyle de asıl ustalık ortaya konulmuş.

İhsan Oktay romancılığımızda kendine yol açabilmiş bir yazar, dolayısıyla son dönem romancılığımıza önemli bir bakış kazandırdı. O çizgide yeni romancıların da çıkması son derece doğal. Nasıl ki Necip Fazıl vadisinde, Nazım Hikmet vadisinde şiirler; Orhan Kemal, Yaşar Kemal vadisinde romanlar yazıldıysa İhsan Oktay çizgisinde romanlar da yazılacaktır. O vadide romancı olarak tanınmak güzel bir şey. Ayrıca günümüz romanında postmodernizm akımının da özelliği gereği metinlerarasılık var. Taklit etmedikten sonra model almak kötü bir şey de değil. Taklit değil de model alma her tür için geçerlidir.

Kendine özgü bir çizgi yakaladıktan sonra olumsuz bir durum olarak değerlendirilemez. Bu tür eleştiriler de olacaktır mutlaka. Mesela Sait Faik de o dönem için çizgi dışı sayılan öykülerini yazdığında, “Bunlar öykü falan değil, deneme türünden şeyler” şeklinde itirazlar gelmişti. Aynı şekilde Kemal Tahir’in Devlet Ana romanı, romandan sayılmamıştı. Ya da İkinci Yeni şairleri ilk başlarda çok ağır eleştirilmişlerdi. Hatta garipseneceklerini bildikleri için Orhan Veli ve arkadaşları kendilerine “’Garip” adını vermişlerdi.

Sefine ve yazarının tarzı da aslında bir tür “bağnazlık” yüzünden hem İslami çevrelerden hem de laik çevrelerden anlayış görmeyecek, belki büyük tepkiler alacak. Ama özellikle İslamî kesimin sanatında estetik değerlere yaklaşımda ve sanatla daha fazla kucaklaşmada eksiklikler var. Yazarın çizgisi tam da bu noktada çok önemli. Sanatta da her çizgi dışı yenilik önce tepki görmüştür. Ama sonra gerçek değerini mutlaka bulmuştur. Tüm bunları dikkate alarak bir sanatçının eleştirileri dinlemesi, gerekirse uyarıları dikkate alması ama temel çizgisinden kırılmalara, sapmalara izin vermemesi daha doğru olacaktır. Editörler bazen ticari kaygılarla bazen de ideolojik nedenlerle yazarlarla ters düşebilir. Burada önemli olan, sanatçının sanatından taviz vermemesi olacaktır.

BU KİTABA ULAŞMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

sefine-1

Romanın finali de son derece başarılı olmuş. Postmodern romandaki “zamanın dönüşsel” oluşu çok başarılı bir şekilde gösterilmiş. Bu yönüyle diğer postmodern romanlarla da metinlerarasılık sağlanmış. Postmodern romandan beklenen tüm konvansiyonlar mevcut. Bu romanın mutlaka akademik camiada tanınması gerekir. Kapakta günümüzün tanınan yazarlarından birinin adı olsaydı, bunu yayımlamayacak yayın evi olmazdı. Yayımlandıktan kısa bir süre sonra yazarına hak ettiği takdiri kazandıracağından şüphem yok. Yayımlanmadan önce okuduğum için kendimi ayrıca şanslı sayıyorum. Mehmet Muharrem Akça gibi iyi yazarların olduğunu bilmek ve onlarla tanışmak ayrı bir mutluluk kaynağı benim için.

Sefine okurken büyük bir keyif aldığım gibi eserin zengin içeriğiyle gördüm ki İslam inancı ve kültürü içinde yer bulan birtakım kıssalar, öyküler, menkıbeler son dönem romancılığımızın da geldiği çizgide modern bir anlatıya dönüştürülmüş. Okurken hem bir romandan beklediğim hazzı aldım, hem de böylesine zor bir konunun roman sanatına aktarılmasındaki güçlükleri düşünerek yazarını ayrıca takdir ettim.

Böylesine bir konu, öncelikle İslam kültürü ve medeniyeti hakkında derin ve geniş bir bilgi gerektiriyor. Sonra da bu konunun bir kurguyla olay örgüsüne aktarılıp edebî bir metne dönüştürülmesini gerektiriyor. Bütün bunların bir roman sanatına dönüşebilmesi için de, her şeyden önce dil ve anlatımda ustalık gerekiyor. Seçilen konunun modern bir anlatı olarak kurgulanmasında olay, zaman ve kişilerden kaynaklanan güçlüklere bir de okura o iklimi yaşatacak kurguya uygun bir dil ve anlatım ustalığını da eklemek gerekiyor.

Romanda her yönüyle dil ve anlatımı son derece başarılı buluyorum. Yazarın okuru saran ve roman boyunca bırakmayan bir üslubu var. Roman boyunca da konuya hâkimiyetinden kaynaklanan kurgusal ustalık kendini gösteriyor zaten. Yazarın Sefine romanı ve ileride çıkacak diğer romanları da kendine özgü yapısıyla edebiyat vadisinde ayrı bir damar olacaktır. Hem Sefine Arapçada “gemi” demek, o halde her gemi gibi eserin ve yazarının yolu açık olsun. Şimdiden tebrik ediyor devamını bekliyorum.

 

Yard. Doç. Dr. Hulusi GEÇGEL
Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı

 

  • Site Yorum

Bir yorum bırak