h kara-An | Heykadın
 

kara-An

Paylaş
 

Ata Demirer‘in ‘Osmanlı Cumhuriyeti‘ filmini çoğunuz hatırlarsınız. Ben kaç yıl önce izlemiş olmama rağmen filmin aklımda kalan ilginç bir cümlesi var. Atatürk olmasaydı muhtemel olacakları konu alan filmde padişahın yaverlerinden biri “Ülkenin en doğusuna yani Ankara‘ya sürülmekten” bahsediyordu.

Duyduğumuzda gülüp geçmiştik ama ülkemizin en ortasında yer alması sanki korunaklı bir kaleymişçesine güvenlikli hissettiren; İstanbul ile her daim kıyaslansa ve bir denize sahip olmadığı için hep üvey evlat muamelesi görse de ülkenin tek meclisine, tek Danıştay’ına, tek Genelkurmay Başkanlığı‘na sahip; ceketi ilikli, başı dik, onurlu ve mağrur, ailenin yüzünü güldüren başarılı, saygın, efendi çocuğu Ankara. ‘Ev alma, komşu al.’ derler ya, sanki Eskişehir’e, Konya’ya, Kırıkkale’ye böyle bir komşuya sahip oldukları için kendilerini hep şanslı hissettirmiş, verici bir komşu Ankara.

Cumhurbaşkanlığı‘na sahip ya, biraz güçlü biraz da kibirli, baskın bir baba gibi Ankara. İstanbul’un şımarıklığının yanında ana sıcaklığını veren ve insana öz yurdundaymış gibi hissettiren bir anne Ankara. Ama şu aralar denizi olmayan bozkır kent ya kıpkırmızı ya kapkara.

Bir şehir kucaklanabilseydi eğer, Cebeci’yi, Beşevler’i, Kızılay’ı, hatta Ulus’u bile ayrı ayrı kucaklar, tek tek öperdim. Çünkü benim evim Ankara. Şimdi benim bu güzel Ankara’ma neler oluyor?

Patlama haberlerini Diyarbakır’da, Şırnak’ta duymayı kanıksamıştık da sıra Ankara’ya mı geldiğinden aralarında daha birkaç ay olan iki büyük patlama Ankara’da yaşandı?

Daha normalleştireceğimiz neyimiz kaldı?

Ekim 2015’te Ankara Garı önünde gerçekleşen patlamanın yapılan mitinge karşı ve canlı bombanın bulunduğu kortej dikkate alınırsa karşıt bulunduğu siyasi ideolojiyi hedef aldığı belli diyebiliriz. Ancak Ankaralılar bu ikinci patlamanın olduğu yeri çok iyi bilir. Orada hedef alınan spesifik bir nokta yoktur. Ankara’nın tam ortasında, Kızılay’da gerçekleşen patlamanın hedefi benim, sensin, Ankara. Çünkü Ankara’da yaşayan 5 milyon insanın o an orada olma olasılığı çok çok yüksektir.

Ben de o an orada olabilirdim. Bir cumartesi günü gerçekleşen Ekim patlamasında tren biletim olabilirdi ve iki gün önce tam da akşamüstü saatlerinde Kızılay’daki kursuma gidiyor olabilirdim. Ankaralılar bilir, Kızılay her gün gidilebilecek kadar yol üstünde, çoğu yere yakın, sıkıldığınızda mutlaka uğranılan “ailemizin bakkalı” gibi işlek bir yerdir.

Biz eğer hala bunca şeyden sonra “psikolojisi düzgün“, ” başına bir şey gelmeyen iyi halde olan insanlarsak” henüz birkaç gün öncesine kadar bir yılını tamamlamış Özgecan‘ın ya da Münevver‘in katiline mi, cinnet geçiren babaya mı, intihar eden henüz 16 yaşındaki çocuklara mı doktor olacağız da hangi hastalıklı beyinleri tedavi edeceğiz bilemiyorum.

Terör saldırısında yaşanan fiziksel acı ve sonrasındaki psikolojik ağrı yanı sıra, neredeyse tüm telefonlara gönderilen “Önümüzdeki birkaç gün kritik, canlı bombalar hala aranıyor bulunamıyor.” içerikli provokatör amaçlı mesajların doğruluğu/yanlışlığı gibi; getirilen yayın yasağının halkı bilgilendirme hakkından yoksun tutsa da gerekçesinin insanların telaşa ve kaygıya kapılmasını önlemek gibi yüce bir sosyal faydaya dayandığının doğruluğunu/yanlışlığını tartışmak istemiyorum. İnsanlarınsa artık gerçekten kaygıya kapılma vakti geldi mi, hatta geçiyor mu, bu ise apayrı bir konu.

Nitekim toplum olarak şu günlerde olay yeri görüntülerini görmekten çok moral ve motivasyona ihtiyacımız olduğu kanısındayım. Aslına bakarsanız ben o fotoğraflara hiçbir zaman bakamayacağım ve görüntülenip yayılmasına ihtiyaç duymayacağım. Ülkece dirayetli olup, yaptığımız eleştirilerin acılara dokunmayarak yapıldığı, aydınlık günlerde görüşmek üzere…

 

Sevgilerimle

Beyza Yanık / www.heykadin.com

Hukukçu

 

 

Close
HEYKADIN SOSYAL MEDYADA
Aşağıdaki sosyal medya ağlarından Heykadın'ı takip edebilirsiniz.
Social PopUP by SumoMe