h Prof. Dr. Rehat Faikoğlu - KAMBOÇYALI SEVGİLİM | Heykadın
 

KAMBOÇYALI SEVGİLİM

Paylaş
 

İnsanların hayatlarında ilklerin önemi çok büyüktür. İlkler asla unutulmaz. Okula başlanan ilk gün, ortaokul ve liseye başlanan ilk gün, üniversiteye başlamak üzere evden ayrılışın ilk günü ilk sevgili, sevgilinin elini ilk defa tutuş ve sevgiliye ilk defa romantik bir şekilde ilanı aşk ediş.

İlanı aşkta ki ilk sözler hatırlanınca kendimize şimdi içimizden vah zavallı vahhhh!!!! demiyor muyuz? Günlerce kağıt kalem elde söylenecek sözler not edilir. Edilir de her defasında o sözler beğenilmeyip tekrar yazılır. Sonunda da sevgili ile karşılaşılınca yazılanların hepsi unutulur.

Biraz saçmaladıktan sonra  aniden Ayşe ben seni seviyorum deyiverirsiniz(!) Ayşe de şakak kemikleri üzerinde yeni goncalaşan pembe gülü andıran pembelikle başı önünde pek mahcup bir şekilde evet deyiverince olay biter. Daha da bir süre konuşulamaz zaten. Taaaki sevgililerin ayrılırken bir birlerine el sallar, ama sevgililerin duymayacağı şekilde birbirlerine seni seviyorum diyene kadar söyleyecek söz bulamazlar.

Bulutların üzerinde uçarken sevgililer bir defa ki buluşmada birbirlerine neler anlatacaklardır neler(!) Erkek hayatta kimseye bakmamıştır. Hiç sevgilisi olmamıştır,ona yakıştırılan sevgililerle hiç alakası olmamıştır. Sadece Ayşeyi seviyordur(!) Artık hiçbir şey umurunda değildir. Ayşe de dün akşam ki rüyasını anlatacaktır. Kan ter içinde uyanmıştır. Hemde anneeee!!! beni kurtar diye bağırarak uyanmıştır. Çok mahcup bir şekilde başı önünde rüyamda evlenmişiz Hasan deyiverir. Hasan çok mutludur. Olacak Ayşe tabiî ki öyle olacak, annenin ellerinden öperim. Saygıyla selamlarımı söyleyiver der hafif sesini yükselterek. Sanki annesi Ayşe’nin evlenince kaynanası olmayacakmış gibi (!) Ayşe düşüncelidir.

Acaba Hasan onu kandırıyor muydu? Üçüncü buluşmalarında mahallenin arka sokaklarında yürürlerken, Hasan onunla ne dediği anlaşılmayan anlamsız sözler söylerken bir yandan da elini tutmaya çalıştığı sırada tam da önlerinde uzun ak sakallı bir amca bastonuna dayanmış bir şekilde yollarını keserek Ayşe’ye döner: kanma kızım kanma bu delikanlı seni kandırıyor demişti. Hasan’ın yüzü kıpkırmızı olmuş uzun bir süre konuşamamıştı. Hakikaten öyle miydi? Ayşe’nin içine kurt düşmüştü bir kere.

Hikayemiz öyle başlamamıştı. Tıp fakültesi ikinci sınıf öğrencisi idim. Derslerim çok iyi başarılı bir tıbbiyeli idim.İki yıl süren sevgililik hayatım Hüsniye ile yeni bitmişti. Tabii ki benim yüzümden ayrılmıştık.

Derhal çivi çiviyi söker düşüncesi ile sınıf arkadaşım, ayrıca grup arkadaşımla aşki meşki konuşmaya karar verdim. İnci çok güzel bir kızdı. Orta boylu idi. Güzel, boyu boyuma uyuyordu. Makyajsız dolaşırdı. Ama bu hali ona çok yakışırdı. Ağır ağır konuşur, her kelimeyi sonuna kadar söylerdi. O dudakları görmeye değerdi. Silikonlu gibiydi. Mükemmel, pürüzsüz bir yüzü vardı.

Antropometrik yüz ölçüleri çok uygundu. Bakışları hiç davetkar değildi ama çok anlamlı bakıyordu. Elli beş kilo civarında idi. Saçları her zaman tertemiz ve at kuyruğu tarzında bağlı idi. Asla uzun tırnakları yoktu ve ojesiz idi. Blucin pantolon giyerdi ama pantolonu tertemizdi. Acaba akşam yıkar sabah mı giyerdi? Parfüm kullanmazdı. Ama yanına yaklaşınca dahi o kadın kokusu hissedilir ve insan etkilenirdi. Yürümeyi severdi İnci. Her talebe yürüyüşünde en ön safta yürür ve devrimci sloganları söylerdi ama yüzünün o güzelliği asla bozulmazdı. Küfürlü hiç konuşmazdı. Sevgiden, barıştan bahsederdi durmadan. Solcu idi. Devamlı parke giyerdi. Ama ona yakışırdı da. Ayağından postalı hiç eksik olmazdı. Onda tek hoşlanmadığım pipoyla Bafra sigarası içmesi idi. Her defasında arkadaşlara haksızlık ediyorsunuz İnciye yakışıyor diyordum hiç hoşlanmasam da. Çünkü beğeniyordum İnciyi. Hiç duygusal erkek arkadaşı yoktu.

Grupta hepimize ayni samimiyette idi. Bu durum beni cesaretlendirdi. Nisan ayı başlarında öğle saati idi. Biyokimya dersine girecektik. Tevfik Remzi Kazancıgil anfisinin girişinde İnci ders sonunda seninle konuşmak istiyorum dedim bütün ciddiyetimle. Tabii ki Rehat deyişi hala kulaklarımda yankılanıyor. Demek ki İnci de beni beğeniyordu. Beğenilmeyecek delikanlı değildim. Altmış beş kilo, bir yetmiş iki boy, dalgalı uzun saçlar, ama beyaz değil (!), her zaman tertemiz giyinen bir tıbbiyeli. Ders bitiminde Davut paşa Lisesine doğru yürüdük İnci ile bildiğim, kitaplardan okuduğum bütün güzel sözlerden sonra; İnci seni çok beğeniyor ve seviyorum deyiverdim.

Başarmıştım duygularımın sanki hepsini anlatıvermiştim. İnci yüzüme baktı. Ama ne gülüyor, ne tebessüm ediyor, ne mutlu olmuş bir hali vardı. Buna rağmen Rehat bende seni seviyorum demez mi?? Keşke o sözü duyunca hemen oradan uzaklaşsaydım. Zira sonra o güzel dudakların arasından süzülüp dökülen sözler hiç güzel değildi. Seviyorum seviyorum ama bir arkadaş gibi. Duygusal olarak değil. KAMBOÇYA da devrimci kardeşlerimiz savaşırken, ölürken biz aşk mı yapacağız Rehat deyince, ne diyeceğimi şaşırdım. O yıllarda Vietnam’da, Kamboçya da savaş vardı. Bu iş olmamıştı. Belki ileride düzelir düşüncesi ile doğru söylüyorsun dedim ve arayı bozmadım. Bu nedenle Kamboçya’yı hiç sevmiyorum. Durum düzelmedi. Tıbbiye bitti. Dr. olduk. İhtisaslar yaptık. Ben akademik hayata başladığım yıllarda idi. Kadıköy’de gayri müslüm bir dostum ölmüştü. Cenazesi Bahariye caddesindeki Kiliseden kaldırılıyordu. Gittim. Cenaze sonrası vapur iskelesine yürüyordum, bir de ne göreyim. İnci Kardiyolog olmuş ve muayenehane açmış. Hemen koştum zili çaldım.

Yardımcısı açtı kapıyı. Kim geldi diyeyim diye sorunca hiç düşünmeden Kamboçyalı geldi deyin dedim. O sırada içerden Rehatttt diye haykırarak İnci salona geldi. Sarıldık hasret giderdik. İnanın ayni idi İnci. Ayni kadın kokusu, ayni makyajsız yüz, evlenmiş, çocukları olmuş, eşi de Dr. muş. Bir ara Kamboçya’dan ne haber dedim tebessümle. Hiç bir şey demedi. Oturduğu yerden kalktı, yıllarca tutmasını istediğim elimden tuttu, pencerenin yanına götürdü, otoparktaki arabasını göstererek: İşte Kamboçya dedi.

Otoparkta  4X4 siyah renkte son model BMW cipini gösterdi. “Talebeliğinde solcu olmayan meslek hayatında kapitalist olmaza” güzel bir örnekti İnci.

Geçen yıl  enfarktüsle aniden kaybettik İnciyi. Beni affet İnci Nur içinde yat.

 

Kalın sağlıcakla…

Prof. Dr. Rehat Faikoğlu

www.heykadin.com.tr

 

Close
HEYKADIN SOSYAL MEDYADA
Aşağıdaki sosyal medya ağlarından Heykadın'ı takip edebilirsiniz.
Social PopUP by SumoMe