h Beyza Yanık - İDEAL BİR AVUKAT NASIL OLMALI? | Heykadın
 

Beyza Yanık – İDEAL BİR AVUKAT NASIL OLMALI?

Paylaş
 

Geçen hafta Ankara Barosuna bağlı Avukat Elçin Özge Şimşek Çağlayan ile birlikte 3 hukukçu arkadaş olarak sohbet etmeye bürosuna gittik, bizi çok güzel ağırladı ve çok eğlenceli bir muhabbet oldu. Kendisine çok teşekkür ederim.

Öncelikle hukuk fakültesi hakkında…

“Hukuk fakültesi kolay kolay bitmez arkadaşlar 🙂 Medeni Usül’ü geçtiğimde ancak bu okul biter” dedim. 🙂 Anayasa hukuku ve Roma hukukunu zor geçmiştim. Ben de sınavı kazanınca herkes gibi önce çok rahatladım, İstanbul’a gider gitmez sırt çantamı alarak oradan oraya gezdim durdum.

İlk sınavlar geldiğinde tabi ilk kez bir hukuk fakültesinde sınava giriyorsunuz kompozisyon yazar gibi yazdım sayfalarca. Sonuçlar çok iç açıcı olmadı tabi. Çok çalıştığım bir sınavda ‘benim sıram budur’ diyerek oturdum bir sıraya. Çocuğun teki gelip ‘O sıraya ben oturabilir miyim, arkadaşlarla kopya çekeceğiz’ dedi. ‘Hayatta olmaz bu sınav benim için çok önemli.’ Bana ‘Bu benim bu dersten girdiğim 21. sınav’ deyince, dedim ‘Gel sen otur.’

Böyle anılarla dolu olmasına rağmen fakülte hayatı çok güzeldir. Ben bu bölüme çok isteyerek geldim, yine dünyaya gelsem yine hukuk okurdum.

Peki, klasik bir soru, avukatlık mı hâkimlik mi savcılık mı? Ben avukatlığın daha çok kişisel özellikle ilgili olduğunu düşünüyorum. Yani bir hukukçu her zaman diğerlerinden bir adım daha baskın ya da dişli olmalıysa, bir avukat iki adım öyle olmalı diyorum. Doğru mudur?

Ben kesinlikle isterim ki avukat olun. Hâkim – savcılıkta çok farklı bir misyonun olmalı. Çok da sağlam bir karakter… Mesela orada duygusallığa yer yok. Net kararların olacak, belli ilkelerin olacak. Etik davranmak zorundasın. ‘Bu her işte böyledir’ derler ama yok, yargı işi çok başka.

Ben aynı zamanda hakem heyeti üyeliği yapıyorum. Orada birinden birini kayırsam, vicdani olarak daha yakın davranırsam bu işin sonu gelmez. Orada da çok sağlam bir duruş gerekir. Avukatlık aslında çok zor… Asla kolay diyemem. İnsanlar önünde çok yanlış algılanıyorsun bir kere. ‘Yalancı’, ‘Suçluyu mu savunacaksın?’ hep duyacağınız sorular. Ya da ‘Ne avukatısın?’.

Biz birer doktor değiliz, bir şey avukatı olmaz avukat her davaya bakar. Belli bir alana yoğunlaşılabilirsiniz ama bu bir tercihtir. Ya da ‘Hukuk okuyorsun senin ezberin kuvvetlidir.’ Bu algı da çok yanlış… Biz fakültede nasıl mevzuatı nasıl uygulayacağımızı öğreniyoruz.

beyza-yanik-ideal-bir-avukat-nasil-olmali-1

Bir avukat önce kendine güvenmeli ve hızlı düşünebilmeli. O kadar farklı insanlarla karşılaşıyorsun ki bu süreç içinde, duygusallığa kesinlikle yer yok. Güçlü olmalısın. Aslında “Kadınsın ama bir yerde kadın olduğunu da unutmak zorundasın. Çünkü karşında çok daha sert durman gereken insanlar var. Yeri geldiğinde deli gibi, bir suçluyu da savunabilirsin.”

Siz böyle bir durum yaşadınız mı, yani hiç bir suçluyu savunmak zorunda kaldınız mı?

Evet. Ben CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) da yapıyorum. Fakültede öğretilen şu: Herkesin savunulmaya hakkı vardır. Ben de mesleğe başladığımdan beri böyle düşünürüm. Çocuğun cinsel istismarı, tecavüz gibi çok ağır suçlar dışında da kimse tamamen suçlu değil. Herkesin kendine göre haklı bir sebebi var. Bir hırsız mesela. Geçenlerde bir hırsızı savundum.

Nasıl bir histi?

Kesinlikle daha fazlasını yapmak istedim. Çünkü diğerlerine göre masumaneydi ve kendince içinde bir sebep barındırıyordu. Bir erkek, bir kadın mağazasından 2 adet tişört çalmış. Normal bir gözle bakıldığında ‘Evet o suçlu, o hırsız cezası neyse onu çekecek.’ diyen meslektaşlarım da var. Ama aslında burada bir hikâye var.

Yani neden bir erkek 2 tane kadın tişörtü çalar ki?

Benim de ilk sorum ‘Neden?’ oldu. ‘Eşimle kavga ettim ona hediye almak istedim ama param yoktu, çok çaresiz hissettim’ dedi. Tabi ki tamamen haklı değil ama toplumun geneline baktığınızda o kadar suç varken bu suç çok acımasızca gelmedi bana. Bir katili de savunabilirsiniz ancak cezada bir oran vardır. Zaten ben meslek etiği açısından ‘Benim hiç suçum yok ben kesinlikle böyle bir suç işlemedim.’ diyenlere inanmıyorum, o davaları da hiç almıyorum. Yapmıştır ama hafifletici sebepleri vardır. Siz onun daha az ceza almasını sağlayabilirsiniz, hukuki destek sağlayabilirsiniz. Bizim duruşumuz da bu zaten.

Mesleğe başladıktan sonra belli bir meslek duruşu ve kurallar oturtmanız gerekiyor. Bu, ofisteki klasör sisteminizden tutun da bir müvekkille görüşme tutanağı hazırlayış şekline kadar. Prensip meselesi oluyor.

İlk yanında stajyer olduğunuz avukat da çok önemli. Bir yerden sonra siz o oluyorsunuz. Onun gibi konuşuyor, onun gibi ofisinizi düzenliyorsunuz.

İlk stajyerliğiniz…

İlk stajımı çok sevdiğim bir avukatın yanında yaptım hatta beni ilk başta işe almadı. Öğrenciydim, birkaç yere gittim. O zamanlarda da kendime acayip bir güvenim var, dedim ‘Benim prensiplerim var.

Ben asla cumartesileri çalışmam. Bazı şartlarım e tabi maaş beklentim de var. Yol yemek vs. isterim.’ Ben böyle konuştum konuştum adam beni dinledi ama en çok cumartesi olayına takıldı. Dedim, asla olmaz. O zaman bu görüşme burada bitmiştir, diyerek ayrıldık. Çalışmayı çok istediğim bir yerdi ama olmadı haliyle çok üzüldüm. Neyse aradan 1-2 hafta geçti, sağ olsun Ömer Bey beni aradı, tekrar görüşmek istedi. ‘Ben sizin kararlılığınızdan ve kendinize güveninizden çok etkilendim. Artık cumartesileri çalışmıyoruz tamamdır, bizimle çalışın.’ dedi. İşe ilk orada başladım. Çok kahır çektik özellikle icra işinden. Ama icranın her türlü işini de orada öğrendim, çok güzeldi. 8-9 ay sonra kendi rızamla ayrıldım. Zaten ben ayrıldıktan sonra cumartesileri çalışmaya geri dönmüşler. 🙂

Hiç hâkim ya da savcılık düşündünüz mü ya da denemek için sınavlarına girdiniz mi?

Hayır, hiç denemedim. Geçenlerde bir müvekkilim beni kızına örnek gösteriyor. Diyor ki ‘Kızım bak Elçin ablan çok çalıştı avukat oldu, biraz daha çalışacak hâkim olacak.’

Ben ona anlatamam ki bu bir tercih meselesidir. Avukat olmadan bu işleyiş yürümez. Biz aynı yargı sisteminin farklı iki koluyuz. Açıkçası hâkimlik istememe nedenlerimden en önemlisi doğu görevi ya da sürekli yer değiştirmek zorunda kalmak. İşin bir de duygu yönü var.

Hâkimken olayların tam içinde değilsiniz. Bir sistematik var ve siz onun başında oturuyorsunuz, net. Dosya önünüze geliyor, karar veriyorsunuz. Ama biz her yerdeyiz. Bir karakoldayız, bir adliyedeyiz, meydandayız, ofisteyiz, cezaevindeyiz. Olayların tam ortasındayız. En önemlisi, ben bir ceza dosyasında yaptığım savunmada aldığım hazzı hâkim koltuğunda belki alamayacağım.

beyza-yanik-ideal-bir-avukat-nasil-olmali-2

İlk davanız nasıl geldi peki, nasıl oldu?

Oturup dava beklerseniz dava size gelmez. Gidip bir yerlerle görüşmeniz lazım. Ben böyle yapmadım. Bir gün yine oturmuş dava bekliyorum prensiplerimle… 🙂 Zaten staj biter bitmez ruhsatı aldığım gibi büroyu açtık ortağımla. 3 yıllık avukatım yani. Babamın bir arkadaşı geldi ilk olarak. Kredi dosya masrafı almış, tüketici davalarına ilk böyle başladım zaten. ‘Hakem heyeti kararını aldım ama bana da dava açmışlar ne yapacağımı bilmiyorum’ diyor. O zamanlar tabi ben de bilmiyorum ne yapacağımı… 🙂 Okuyorum, araştırıyorum; öyle bir dilekçe hazırladım ki ben hala o dilekçeleri kullanırım. O davayı da aldık çok şükür… 🙂

İlk zamanlarınızda yine böyle, ilginç bir davanız oldu mu?

2. müvekkilim çok gariban bir amcaydı. Öyle perişan görünüyordu ki, dedim amca ben senden hayatta para alamam. Elinde de bin TL’lik bir senedi var. Ben bunu icraya kendim koyacağım. Amca da oruç İlle de burada aç öyle git, diyorum. Davayı icraya koyduk bu sırada. Evde falan da annemlere anlatıyorum onlar ayrı perişan… 🙂

‘Bir gün merak edip adama bu ne senedi’, diye sordum. ‘Kira karşılığı’, dedi. ‘Nasıl yani, sizin kendi oturduğunuz evden başka eviniz de mi var’, dedim. ‘Evet’, dedi. ‘Ben hala gecekondu falan sanıyorum.’ Adam demez mi,’ ben kat karşılığı verdim tane dairem’ var, diye. Kitlendim kaldım. ‘Bundan sonra insanlara karşı çok temkinli olacağız’ dedik ortağımla, olamadık tabi.. 🙂

Bir gün bir müvekkil gelecek. O gelmeden ortağımla toplantı yaptık. Dedim kesinlikle para isteyeceksin Ezgi bu gelenlerden, yani bu gönüllü bir iş değil. Tamam, kesin, dedi. Adamlar kapıdan girer girmez Ezgi ‘Hayır ya ne parası…’ demesiyle benim gülmelerim bir oldu… 🙂

Bence bu ‘Kadınlığın’ verdiği bir şey… Bizim okula da meslek tanıtımları için geldiklerinde erkek avukatların dediği ilk şey ‘Avukat öncelikle para istemesini bilecek.’ oldu.

Bu gerçekten çok doğru… Akrabalarınızdan bile para istemesini bilmezseniz meslek daha da zorlaşıyor. Zamanla müşteri çevrenizi siz oluşturuyorsunuz zaten hep eş dost geliyor, yabancı biri gelip sizin kapınızı çalmıyor. 4.Sınıftan sonra da insan ilişkilerinize de dikkat edin.

Yani avukat olabilmek için gerçekten bir ‘çevre’ lazım.

Kesinlikle.

Geçen sene Ankara Hukuk mezunu bir kadınla sohbet etme imkânı buldum. Bana her ilin, tabiri caizse, belli başlı ‘baba’ avukatları olduğunu ve kolay kolay büyük şehirlerde tutunamayacağımızı söyledi. Etkilenmiştim mesela, üzülmüştüm.

Bence bu meslek serbest çalışmayı gerektiren bir meslek…  Birinin yanında çalışmayı düşünürseniz sıkıntıları çok… Stajda ben bu durumu yaşadığım için kendi ofisimi açmaya karar verdim. Bir duruşmada siz birini temsil ediyorsunuz. Birinin yanında çalıştığınızda şu oluyor ki bu meslek sapkınlığı ‘Duruşmada şunu söyle, bunu yap, aman şunu unutma.’ Sana dikte ediliyor. Sen duruşmaya gidiyorsun ama kendinden bir şey katamıyorsun, başında biri var.

Bu, mesleğin ciddi anlamda ruhuna aykırı olduğu için ben her zaman serbest avukatlıktan yana oldum. Evet, meslektaşıma şu yönden katılıyorum her yerde çok iyi avukatlar vardır. Bunlar biraz şanslıdır, kıdemlidir yani durumları çok iyidir. Ancak bu senin iş yapamayacağın anlamına gelmez. Hep derler, ‘Her avukatın cebinde bir piyango bileti vardır ve ne zaman ona çarpacağı belli olmaz’ diye ve doğrudur da; bizim karşımıza ne zaman neyin çıkacağı hiç belli olmaz.

Herkese de bu piyasada yer var. Zaten zorluk çekeceksin. Nerede yaşamak istersin bu bir tercihtir. İstanbul bu saatten sonra sizin için bir şirket avukatlığı, şirket danışmanlığı için çok uygun. Ama serbest avukatlık için ideal bir yer asla değil. Belki ilk mezun olduğunuzda bizim de eleştirdiğimiz ancak sistemin zorunlu kıldığı ‘işçi avukatlık’ denilen o birinin yanında çalışma olayını siz de yapacaksınız. Bunu yaptığınızda da bu meslekte neyi yapabilirim, neyi yapamam, nelerden vazgeçebilirim bunu öğreneceksiniz. Sırf bu piyasada bana yer yok diye hâkimlik yaparsanız mutsuz olursunuz. Ama hayalse o bambaşka tabi, onların da havaları ayrı… 🙂

Öğrenciyken bir yaz tatilinde çok ünlü bir ceza avukatının yanında çalıştım. Her ceza davasından sonra da ceza avukatı olmaya karar falan veriyordum… 🙂 4 ağır ceza dosyasına bakıyordum ve anladım ki ceza avukatlığı bana göre değil. Ceza hâkimiyse asla olamam.

Bir gün yaşındaki bir çocuğun davasına bakılıyor. Cinsel istismardan gelmiş. Çocuk anlattıkça ben ağlıyorum. Hâkim bana kızdı, beni dışarı çıkarttı. Dedi ne yapıyorsun sen ya, dedim “hâkim bey yazık çocuğa ben çok üzüldüm.” Hâkim, “Böyle bir durum yok bu meslekte… Üstüne üniformanı giyip çıkarır gibi buraya girdiğin an o duygusallığı evde bırakacaksın. Burada yaşanılanları üstüne giyeceksin geri de burada bırakacaksın, hayatına devam edeceksin. Yoksa hayat çekilmez olur” dedi. Bir hâkimin hayatı böyle…

“Eğer hâkim olacaksan evleneceksin” dedi. Sen bir kasabanın, bir idarenin en büyük mülki amirisin ya savcıyla evleneceksin ya kaymakamla. Kaymakam kesin çirkindir, savcı da evli; sen kalırsın… 🙂

Ya buradan evlenip gidin, ya da hâkim-savcı adayıyken tanışın… 🙂

Devamı da haftaya olsun o zaman… 🙂

Görüşmek üzere…

 

Sevgilerimle

Beyza Yanık / www.heykadin.com

Hukukçu

 

Close
HEYKADIN SOSYAL MEDYADA
Aşağıdaki sosyal medya ağlarından Heykadın'ı takip edebilirsiniz.
Social PopUP by SumoMe