h Beyza Yanık - HAKİMELER NASIL OLUR? | Heykadın
 

Beyza Yanık – HAKİMELER NASIL OLUR?

Paylaş
 

4 KADIN HUKUKÇU BULUŞMASI

Sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim o zaman, üstelik bu kısım biraz daha eğlenceli 🙂

Hem kadın hem hâkim… Yani ‘Kadın Hâkimeler nasıl olur?

Kadın hâkimler çok sertler. Hayata karşı çok sertler yani. Esnek değiller. Avukatlığa saygı duyan hâkim sayısı da ne yazık ki çok az. Çünkü seni hiçbir şekilde aynı seviyede görmüyor, sen onlardan aşağıdasın onlar senden yukarda, bu mahkemelerde semboliktir ama aslında bu bir dayatma. Bir keresinde bir aile hâkimiydi yanlış hatırlamıyorsam, bir davada bana ‘Meslektaşım lütfen oturun’ dedi. Yani bu bir saygıdır, sana meslektaşım diyor çünkü biz aynı fakültelerden mezun olduk; sadece birimizin tercihi o oldu birimizinki bu, değişen hiçbir şey yok. Hâkimlik güzeldir, çok çok güzeldir yapan arkadaşım da çok. O azimlerine gıpta ediyoruz, takdir ediyoruz onları. Çok da zor bir meslektir hâkimlik ama dediğim gibi avukatlığa da kolay diyemezsiniz.

Konuşulan başka bir konu daha var ki rüşvet meselesi… İster istemez hâkimler çok fazla tehdide maruz kalıyorlar rüşvet gündemde olabilir mi?

O konuda ne desem doğru olmaz. Bir hâkimi rüşvet alırken gördün mü dersen ben ne bir hâkime rüşvet verdim ne de bir hâkimi rüşvet alırken gördüm. İnsanlarda da biraz şöyle bir mantık var ki ‘Bunların hepsi satılık!’ Cahillik demiyorum ama insanların bilmediği bir alanla ilgili konuşmak gibi bir misyonları var çok seviyorlar yani bunu. İşin aslını söylemek gerekirse boş boş konuşan insan da çok… Mesela, bazen duruşmalarda tanışabiliyoruz karşı tarafın avukatıyla ya da ben kaç kez arkadaşımla bir davanın karşı tarafı oldum.

Arkadaşımla gayet güleriz, eğleniriz ama duruşmada kesinlikle ciddi konuşur çıkar gideriz. Senin bu durumunu bir müvekkil kabullenemiyor ve diyor ki ‘Benim avukatım satılık. Karşı taraftan para aldı, onunla çok samimi biz de davayı o yüzden kaybettik.’ Sen bunu hayatında temizleyemezsin. Direkt rüşvet söz konusu oluyor. Rüşvet hayatın her alanında var, evet belki burada da vardır ama kimseyi zan altında bırakamayız. Ama ben düşünmüyorum, yani çok da vardır diyemiyorum açıkçası.

İcra memurlarındaki ilişki biraz farklı ama sahi kartlı sisteme geçildi artık hep kart geçiyor ama… Hacizden önce ya da sonra yemeğe gidiliyordu mesela eskiden, öyle şeyler vardı.

Yasak artık, eskiden daha rahattı bazı şeyler tabi ama artık kartlı sisteme geçilince böyle şeyler olmuyor. Ama onları da anlamak lazım, o kadar az maaşla o kadar zor bir meslek yapıyorlar ki o kadar ciddi bir performans sarf ediyorlar ki oradan aldıkları üç kuruş onlara moral, motivasyon gibi geliyor. Siz de işinizi yürütemez hale geliyorsunuz. Paranı almazsan yürümeyecek onu biliyorsun ama nasıl alışırsan da öyle gidiyor.

İlk Ankara’ya geldim, siz henüz icrayı bilmiyorsunuz. Biz talep açarız icrada, ben dosyayı götürdüm icra memuruna karar vermesi gerektiği için, adam bağırdı bana. ‘Görüldü.’ yaptırmamışım ben bunu.  Görüldü mührü bastırmam gerekiyormuş, ben de gittim tekrar sıraya girdim mühür için işleri hallettim. Adam bana ‘Hayır yapmam, bu tek sayılı bir dosya.’ dedi. Biz İstanbul’da kararı anında alırdık, burada sistemi bilmediğim için anlayamadım bir süre, ‘O ne demek?’ dedim. ‘Ben çift sayılı dosyalara bakıyorum, diğer müdür tek sayılılara bakıyor.’ dedi. Diğer müdürün de önü dosya yığılı. Dedim ki, ‘Ben bir tane karar alacağım ve zamanım yok. Bunu yapın, ben gideyim.’ Orda bir süre konuştuk tartıştık, adam tutturdu yapmıyor. Dedim ki ‘Tamam, reddedin ve altına da tek sayılı dosya olduğu için reddettim yazın, ben de yukarı çıkıp sizi icra mahkemesine şikâyet edeceğim.’ dedim. Ben öyle söyleyince önce söylendi ‘Bu avukatlar da şöyle de böyle de’ diye, sonra aldım kararı tabi. Burnundan getiriyorlar ama müvekkilin tepene ayrı biniyor, bürokrasi ayrı. O melek yüzlü müvekkil birden şeytana dönüşür, çok duyarsınız avukatım telefonumu açmıyor hiç, diye.

Çünkü sen olur olmadık saatlerde arayıp rahatsız ediyorsun, sınırsızca avukatını kullanma hakkı doğuyormuş gibi davranıyorsun. Gecenin 11.30’unda müvekkilim beni arıyor, ‘Ben boşanmak istiyorum da, nasıl yaparız biz bu işi?’ Sen bu cüreti nereden alıyorsun bir kere. Sen kadın bir avukatı gecenin o saatinde hangi hakla arıyorsun? Başka birini arayabilir mi, ya da onun karısını biri o saatte arasa kıyameti koparmaz mı, koparır. O günde sinirlendim dedim ki, ‘Önce beni mesai saatleri içinde arayacaksın, bir randevu alacaksın, müsait olduğum bir zaman gelip o zaman konuşacaksın.’ Birden tıkandı, ‘Afedersiniz avukat hanım’ dedi, kapattı, öyle dediğimi yaptı.

Buna alıştırmadığın sürece insanlar senin tepene de biner, güler yüzünü de suiistimal eder. Güler yüzlü de olmak lazım, müvekkillerim misafirimdir benim misafire Güleryüz dışında bir şekilde davranılmaz.

Neticede serbest meslek yapıyorsun, biz de yaptığımız işi satıyoruz.  Müvekkillerinize de seçenek sunun ayrıca, ben mesela boşanma davası için gelenleri ilk gün kesinlikle kabul etmiyorum, bunu prensip edindim, bir form doldurtuyorum, bir düşünün bir hafta ondan sonra gelin diyorum, vazgeçenler de oluyor.

İstanbul’da bir avukatın yanında çalışmıştım. Çok medyatik bir adamdı belki bilirsiniz, Avukat Cengiz Hortoğlu, kadın programlarına da çıkıyordu. Tesadüfen onun yanına girdim. Ahmet Özhan’ın, Şebnem Kısaparmak’ın, İkbal Gürpınar’ın davalarına falan bakıyoruz, müvekkilleri onlar. O kadar farklı boşanma davaları var ki, orada da bir boşanma avukatı nasıl olmalı onu öğrendim. Çok yerde çalışmanın da böyle bir avantajı var. Ondan da boşanma avukatlığının bir misyonunu kaptım.

Bu tamamen bir güven ilişkisidir ve her yerde prensipleriniz olması gerekir. Bakın benim şartlarım bunlar, ben bu şekilde davanıza bakarım, zaten asla %100 bu davayı alırım diyemem bu dava kaybedilebilir. Arzu ederseniz istediğiniz zaman bu ilişkiden vazgeçme hakkınız da vardır çünkü bu bir güven ilişkisidir, sana müvekkilin güvenmediği sürece ben diretmeyi de çok anlamlı bulmam. Paranı da almışsan sen yoluna ben yoluma demek lazım. Ve müvekkilin o güveni aldıktan sonra senin kapını tekrar çalıyor. Çünkü senin kendine güvenini biliyor, işini doğru yapacağına inanıyor, en basit iş bile olsa. Klişedir, hep derler ‘Aldığınız en ufak işin bile hakkını verin.’ diye. İşin aslı, her davayla aynı derecede uğraşmıyorsunuz, düşünmeniz gereken çok daha ağır dosyalarınız olabiliyor ama işinize önem verdikten sonra müvekkiliniz size güveniyor, aranızda bir bağ kuruluyor.

Madem klişe sözlerden bahsettik bir tanesi de benden o zaman: Her yer avukat kaynıyor, herkes hukuk okuyor.

Sınav gelmesi gündemde, bence gelsin de. Benim eşim de avukat hatta o ‘Bizi de sınava alsınlar.’ diyor. Ben de kızdım, ‘Bizi niye alıyorlar ya bırak almasınlar.’ dedim 🙂 Bir yarışma var hiç izlediniz mi bilmiyorum ama Bu Tarz Benim diye, Bir tanesi Ankara Hukuk’tan bir tanesi de Beykent Üniversitesi’nden iki hukukçu var, böyle bir şey olabilir mi birisi diyor ki, ‘Bu yarışma için bırakabilirim.’, öbürü de diyor ki ‘Benim önceliğim burası.’ Sen ne diyorsun, ne yapıyorsun senin önceliğin olamaz bu meslekte. Eskiden hukuk fakültesi mezunları o kadar donanımlılarmış ki, operalar sinemalar tiyatrolar onları hiç kaçırmazlarmış, aman ha kızlar onları da ihmal etmeyin. Gezin, öğrenin, festivaller, konserler kaçırmayın. Burada ihtiyacınız oluyor çünkü onlar size ‘background’ olarak geri dönüyor. Görüş, beyin anlamında fakir insanlarla siz asla kıyaslanamayacaksınız, çünkü siz gerçekten belli bir misyonla mezun oluyorsunuz. Bence sınavı da koysunlar, o %50’yi de bir elesinler. Çok fazla üniversite açıldı, kontenjanlar çok arttı. Amfiler 300 kişilik, sınıf 800 kişi.

Aslında bu da mesleğin değerini düşürüyor, okulların kıymeti azalıyor.

Nasıl öğretmenliğin değerini insanların gözünde düşürdüler, avukatlığı da parası olan herkesin yapabileceği bir mesleğe dönüştürüyorlar. Paran var mı, var, ben çocuğumu avukat yapacağım o zaman. O çocuk nasıl avukat olacak, özel okullardan bahsetmiyorum benim eşim de özel üniversite mezunu. Hakkıyla mezun olabilmek ayrı…

Bakıyorsun, adını bilmediğim üniversiteler var, burada dersleri kim, nasıl veriyor? Ben üniversitenin ilk yılında yurtta kaldım, oda arkadaşım özel üniversitede okuyor bir  dersimize aynı hoca giriyor, böyle bir acımasızlık olamaz. Onun sınav sorusu benim pratiğim bile değil, benim sınav sorum Japon Hukuku. Haliyle biz de isyan ettik, hoca aynen şöyle söyledi ki ‘Sizin üniversiteleriniz farklı arkadaşlar. Ben o üniversitedekilere bu konuyu anlatmam bile. Biz burada o hocalığın tadına varıyoruz, orası farklı.’ Tabi ki burslu okuyanlar, hasbelkader  oraya gidenler, gerçekten hak edenler var, onları tenzih ediyoruz. Ama istemiyordum da geldim de hukuk okuyorum da, gibi söylemlerle olmaz.

Ama isteyerek gelenle, istemeyerek gelen arasındaki fark gerçekten anlaşılıyor. Geçen gün bir avukat grubuyla tanıştım, birisi ‘Sistem değişmiş de bir boşanma davasına bakıyorum, yeni mal paylaşımı nasıl olacak?’ diye sordu ben şok oldum, ben bile medeni hukuktan biliyordum yani 1.sınıftan.

Mal paylaşımı ama hakikaten zordur ya beni de zorladı gerçekten ne yalan söyleyeyim hiç de sevmem laf etme şimdi onlara 🙂 Ama onlar genelde çok koşturan avukatlar olmuyorlar, genelde babalarının şirketlerinde CEO falan oluyorlar; mesleğin doğasında olan hak, eşitlik, emek, mücadele, özgürlük gibi ilkelerle pek ilgilenmiyorlar.

Çoğu işte de gönül bağı lazım. Bir arkadaşım ‘Benim bir oyum var, onu da sandıkta veririm.’ derdi, hayır, sen avukat olduktan sonra işin sandıkta bitmiyor, bütün saygınlığın, gücün harmanlanıyor bu meslekte. Gerçekten çok saygın bir meslek kim ne derse desin, insanlar siz ‘Avukatım.’ dediğinizde bir tık geride durmaya başlıyorlar, sizin titrinizden çekiniyorlar, bunu fakültede de fark edersiniz. ‘Hukuk okuyorum.’ dediğinizde bir sessizlik, ‘Hm… iyiymiş, ben de hep isterdim ya da bana da geliyordu da ben gitmedim’ler başlar 🙂 Ben de düşündüm de hukuk çok sıkıcı ya da Nasıl ezberliyorsunuz ya..:) Fix cümleler, sen de anlatmaya başlıyorsun, çırpınıyorsun. Siz de ‘İşte ezberliyoruz, biz müthişiz.’ falan deyin kızlar 🙂

Ben insanlara bir şey ezberlemediğimizi, daha çok muhakeme kurmayı öğrendiğimizi anlatmaya çalışmaktan şimdiden yoruldum. Biz ezberliyoruz, çalışıyoruz sınavda öyle bir pratik soru geliyor ki o kanunu soruya uygulayamıyoruz. Ezber olsa diyorum ben yaparım, benim ezberim iyidir 🙂 Anayasayı falan ezbere bildiğimizi sananlar var.

Evet deyin kızlar evet, bütün kanunları ezbere biliyoruz 🙂 Bana geçenlerde birisi diyor ki ‘Anayasa madde kaçtı o ya 74 müydü?’ Ben de diyorum ki ‘Evet, evet 74.’, ‘Orda anayasa var, bir açıp baksana.’ Sen benim bilgimi neden sınıyorsun? Bir tanesi bana diyor ki, ‘Masanızda ceza kanunu gördüğüm için sizden emin olamadım.’ İlle de kendi davasına bakmamı istiyor. Ben de iş bana gelmesin diye dedim ki, ‘8.500 TL’den az bir para almadan ben bu davaya bakmam.’ Nasıl ısrar ediyor yapmayın, etmeyin. ‘Ben seni bakan yaparım bak.’ diyor. Sen önce kendini cezaevinden kurtar değil mi? ‘Ben size baro tarifesi uyguluyorum, bu paradan az asla kabul etmem’ dedim. Normalde o kadar parayı mesleğin başında hayatta isteyemezsin, tabi  50.000 TL de isteyebilirsin bir davadan ama ona daha var. Cezaevinden çıkmış gelmiş bana ‘Masanızda kanun olduğunu fark ettim, bu hiç hoş değil. Bence bir avukat tüm kanunları ezbere bilmeli.’

Ama adama öyle bir izah ettim ki, karşımda muma döndü. Bu senin haddin değil’i ona hissettirirsen tamamdır yoksa seni yerden yere vuruyor. İnsanlar mesleğe karşı çok acımasız, ama genel itibariyle sizden korkacaklar.

Bir gün bir mağazada satış görevlisi bana diyor ki, ‘Değişim yapılabilir 15 gün içerisinde ama yasal düzenlemeler şöyle şöyle gerektiriyor….’ gibi açıklamalarda bulundu, bana yasal düzenlemeleri anlatıyor. ‘Tamam, teşekkürler.’ dedim. Baktım uyduruyor, iade koşulları şöyledir böyledir diye. Karşında kimdir, nedir neden bilmeden konuşuyorsun ki? Ve siz de kim olduğunu bilmeden kimseye sert davranmayın. Bizim mesleğimizde de bu çok önemli arkadaşlar, sürekli birileriyle tanışıyorsunuz. Geçen gün de adli yargıda nöbet tutuyorum, bir kadın girdi ‘Bir şey soracağım.’ dedi, ben de yorulmuşum saat 4 bunalmışım, ‘Yalnız hukuki danışmanlık vermiyoruz biz.’ dedim. ‘Ben emekli kalem memuruyum.’ deyince dedim ki ‘Buyurun o zaman siz sorun :)’ Belli bir saatten sonra o yorgunluktan tahammül sınırınız azalıyor, mesela benim eşim diyor ki bana ‘Ben senin müvekkilin olmak istemezdim, çok sertsin.’ Ama yani adam bir dosya masrafı için benimle on kere görüşmek istiyor, benim bununla ilgili adamla görüşecek hiçbir şeyim yok. Ben dosyanı alırım, bittiği zaman paranı yatırırım anlaşmamız bu şekilde. Ofise çat kapı gelir, randevu almadan. Ona bir şey diyemiyorsun da ister istemez suratın asılıyor. ‘Evet, buyurun.’ şeklinde konuşuyorsun. Çıldırtıyor seni, 50 TL için sürekli arıyor seni para yattı mı diye. Hakikaten tahammül ve sabır gerektiriyor.

Böyle bir ayrıma gitmek doğru olmaz ama en keyif aldığınız davalar, en çekişmeli mi demeliyim ya da böyle dosya masrafı gibi basit-basit demek çok doğru olmaz ama çok uğraş gerektirmeyen diyelim-

Bunlar dilekçe usulü davalar, merak etme kanunda böyle diyor zaten basit yargılama usulü davalar kanundaki adı da 🙂

Peki, sizin için nasıl, mesela bir boşanma davası bizim tahmin ettiğimiz gibi çok çekişmeli oluyor mu?

Aslında genel itibariyle duruşmalarda çok söz almıyorsunuz, çok az.

Evet, aslında o benim çok dikkatimi çekti. Biz bir gün arkadaşlarla ‘Haydi dava görelim.’ diye adliyeye gitmiştik. 4-5 tane mal davası, bir tane cinsel istismar, bir de çok dikkatimi çeken bir terör davasına girmiştik. Ben dedim avukat savunur, konuşur.  Çok konuşmadılar.

Şöyle ki ben mesela bugün bir duruşmaya girdim 9.30’da, 9.32’de çıktım. Dosya için bir evrak gelmemiş, ‘Hangi gün uygun arkadaşlar ajandalarımıza bir bakalım.’ dedi hâkim bey. Konuşmaz, seninle muhatap olmaz haklıdır da. Dosyadaki evraklar tamamlanacak, her şey bitecek ondan sonra sana söz hakkı verir. Ceza dosyalarında durum başkadır ama ceza dosyalarında savunma yaparsın, her celse yapmazsın ama. Bizim hayal ettiğimiz gibi ‘İtiraz ediyorum sayın yargıç, olayı yok tabi :)’

Biz lisede görmüştük de mübaşirden daha bir etkilenmiştik 🙂

Tabii, mübaşir olayın nabzı ya o var ya olmasa orası karışır avukat ne yapacağını bilmez, hâkim, kâtip kimse bilemez. Orayı o yönetir, yönlendirir; sen otur, sen kalk, bacak bacak üstüne atma 🙂 O hep uyarır.

Tabi ceza davalarında insan kendini daha bir avukat gibi hissediyor. Cüppenin sırtında olduğunu fark ediyorsun.

Ben ilk staj derslerimi Ümit Kocasakal’dan almıştım. Dedi ki ‘Arkadaşlar adliyede cüppenizle dolaşın. O sizin mesleki üniformanız ve bir kaleme girdiğinizde sizin avukat olduğunuzu bilmek zorunda değil.’ Kimin avukat olup olmadığı anlaşılıyor tabi ki ama üstatlar cüppeyi elinizde gördüklerinde kızarlar. ‘Lütfen meslektaşım, cüppe açıkta gezdirilmez sokakta, saygısızlık yapmayalım.’ derler. Biz adliyede aceleyle elimizde taşıyarak yemeğe falan gittiğimizde ‘Lütfen onu çantanıza koyun, elde dolaşmaz.’ diyorlar. Hakikaten cüppeye bir saygı vardır.

Cüppede bir de düğme olmaması kimsenin önünde eğilmeyeceği anlamına geldiği, rüşvet almayacağı anlamlarına geliyor.

Tabii. Eşitlik anlamı da var, o cüppenin altında sen neysen bende oyum. Ankara Barosu ilk mezun olduğunuzda zaten size bir cüppe hediye edecek, artık topuklularınızla adliyede onunla tıkır tıkır yürürsünüz 🙂

Öğrenciyken çok gezin, yapabileceğiniz her şeyi yapın. İşe başlayınca hiçbir şey yapmaya vaktiniz olmuyor. Ben çok özlüyorum öğrenciliği. İş hayatına çok çabuk giriyorsunuz zaten, ben mesela öğrenciyken de sertifika programlarına falan da katılırdım. Onlar da çok iyidir, onları da atlamayın. Öğrenciliğin tadına varın ama küçük küçük girişimler yapın. Kendinizi mutlaka geliştirin, kendinize yatırım yapın. İngilizceniz var mı mesela?

Oldurmaya çalışıyoruz 🙂

Aman ha onu ihmal etmeyin.

Aslında avukatlıkta dil o kadar önemli…

Sakın sakın sakın…

O kadar önemli ki diyecektim zaten ben 🙂

Unut onu unut 🙂 Asıl dil bilen avukat 1-0 öndedir. Sen bir şirketin sözleşmelerini yap bakalım, sana nasıl geliyor akın akın paralar. Belki bir kurum avukatı olacaksınız, bu da güzel. Çevre Bakanlığı avukatlığı gibi… Onları da düşünerek aman dili sakın unutmayın. Bankalar iyidir ama bankalar çok yorar, şirket avukatlığı mükemmel bir şey. Düşünsenize, koskoca şirkette teksin, tek avukatsın, tüm olaya da hakimsin böylece. Kendinize yapabilecek her türlü yatırımı yapın ki CV’niz çok dolu olsun. İnsanların sizi geri çevirmeye yüzü olmasın.

Çok merak ediyorum, hiç tehdit aldınız mı? Gerçekten bir avukat ciddi tehditler alabilir mi?

Ben almadım ama evet alabilir. Ben stajyerken Siyaset Meydanı’na stajyer avukat olarak katılıp yorum yapıyordum, işte orada dehşet tehdit aldım. Ondan sonra zaten siyaset işlerini komple bıraktım. Çok ağır dosyalarını genelde ceza dosyaları olur, kabul etmem zaten pek.

En unutamadığınız, en farklı dava ya da insan, müvekkil, olay, tartışma, herhangi bir şey oldu mu? Birileri hiç duruşmayı bastı mı mesela?

Siyasi dosyalar şüphesiz en zorları. Avukat arkadaşlarımızın, meslektaşlarımızın dövüldüğü davalar oldu bu anlamda. Onlardan çok etkilenmiştim. Hala da yutkunamam aklıma geldikçe. Orda kim ne düşünür, hangi tarafta farketmeden senin meslektaşına bir darbe vurulduğu zaman ne yapacağını bilemiyorsun, gözün kararıyor. CMK görevleri, adli yargı nöbetleri aslında her biri ayrı ayrı olaylar, hepsini de hatırlatırım unutmam ama hepsi kendince zor, ayrım da yapamam.

Okulu henüz bitirmeden gerçekten kendime bu kadar yakın hissettiğim, hatta bürosuna 3 arkadaş olarak giderek üçümüzün de kendine bu kadar yakın hissettiği, bizi meslekte bu kadar hazır bekleyen gerçekten şimdiden bize meslektaşıymış gibi davranan, hatta değil meslektaş ‘Gerekirse arabamla gelir sizi alır, işinizin olduğu yere kadar götürürüm, ben de ailemden uzakta okudum.’ diyerek bizi anlayan, her türlü hukuki danışmalığımız için şimdiden sözünü aldığımız ‘Avukat Abla’mızla sohbetimiz böyleydi. Bürosuna giderken ne soracağımı bile bilmeden, gayet ciddi olmam gerektiği düşüncesiyle ve fazlaca heyecanlı gittiğim bu görüşmede resmen konu konuyu açtı, 4 hukukçu kadın da susmak bilmedi ve tahminimden çok daha ev ortamı muhabbeti mahiyetinde geçti. Yer yer hukukçu dedikodusu bile yaptık 🙂 Onca işinin gücünün arasında bize zaman ayıran Elçin Hanım’a tekrar çok teşekkür ediyorum. Sayesinde Ankara’da bir ablamız oldu.

 

Sevgilerimle

Beyza Yanık / www.heykadin.com

Hukukçu

 

Close
HEYKADIN SOSYAL MEDYADA
Aşağıdaki sosyal medya ağlarından Heykadın'ı takip edebilirsiniz.
Social PopUP by SumoMe